Yeni doğan tanrının kuvvetlerine karşı hali hazırda büyük kayıplar verilmişti, iblisler karayı 4 bir taraftan çevreliyorlardı ve artık yüce lordlarının gölgesi ardına saklanmak zorunda değillerdi. Rasil üzerinde kalan tüm toplumlar birleşip iblis lordlarına ve neferlerine karşı son savunma için hatlarını oluşturuyorlardı. Görüş farklılıkları elbet varlıklarını sürdürüyordu, ve bazıları için kurtuluş birleşmek değil özelleşmek anlamına geliyordu. Bu kişilerden biride Ebern Varathur idi.
Bu kişi kendinin sonun çözümü olduğuna inanıyor ve rasili kurtarma görevini bizzat üstleniyordu. Bu elbet büyük bir sorumluluktu ama aynı zamanda da bir kibir emsaliydi. Bu kişinin geçmişi hakkında kısıtlı bilgi mevcuttu, kendisinin ordudan ayrılıp özel bir paladin birliği kurduğu ve birliğin müritlerini kendisinin tek tek özenle seçtiği biliniyordu. Thevallion tanrısının inananı bir paladindi, katıldığı savaşlarda büyük zaferler kazanmış bir cesaret ve güc timsaliydi, o ideal bir paladindi. Kendisini seçilmiş kişi addetmek birçoklarına umut verse de sonuçta kendini üstün gördüğünü düşünenler vardı, hatta bir şarlatan. Sağ elinde dağlanmış bir rune onun sonu getirecek kişi olduğunu doğrular nitelikteydi, genede bu yetmiyordu.
Ebern belki ilk bakışta burnu havada bir kişi olarak tanımlanabilirdi, ama nitelikleri ve başarıları göz önüne alındığında bu çok da yersiz bir böbürlenme değildi, özelliklede bu kişi diğer tüm paladinlerin hayal bile edemeyeceği bir gücü kullanarak rasili bu sonu bitmek bilmeyen iblis ordularından kurtaracak kişiyse. Bu kişi dışlanmış olmaktan muzdaripti, kendisi bunu büyük bir kahramanlık örneği temsil etsin diye değil kurtuluş için yapacak olmasına rağmen kardeşlerinde gördüğü tek duygu kıskançlıktı. Belki desteklenseydi, belki tüm paladinler tek yürek onun yanında duaları ile ona destek olsalardı, ozaman tanrısından istediği güç bahşedilebilirdi.
Kısmen yanlız olmasına rağmen, kardeşlerinin ona duyduğu özlem onun kendine güvenini artırıyordu. Özel olduğunu seçilmişler arasında bile en nadiri olduğunu biliyordu. Öylesine yüceydi ki tanrısı onu bizzat özene bezene kutsamıştı, o sadece bir mürit, alelade bir inanan değildi, o tanrısına ibadetini varlığı ile sunuyordu. Thevallion sanki kendinen bir parçayı, bir evladını rasil üzerinde insan bedeninde göndermişti ve bu kişi elbet kıskanılacaktı. Ebern de sorumluklarını biliyordu, bu son vakitlerde haykıracaktı, babasına sesini duyurup onunla birlikte sırt sırta karanlığa karşı savaşıcaktı.
Vilatrin de ki büyük tapınağın en üst katına çıktı, onun seçilmiş kişi olduğuna inanlar etrafında toplandılar. Her biri yüce thevalliona yakınlığına göre sıralandılar, bu simgesel dizilişte en üstte kişi tanrının bizzat yamacında sayılıyordu, kendiside buna laikti. Tam babasına seslenişine başlayacaktı ki durdu.
Karşısında yüce kumandan ilk kral Paladin Thalirim’in oğlu Theokres vardı. tüm orduların mareşali ve sayısız paladinin akıl hocasıydı, gençliğinde Ebern’e de o eğitim vermişti. Karşısında dikildi ve tam onun gözlerinin içine baktı. Bu bakışta hüzün ve kızgınlık aynı anda mevcuttu. Ebern ise tam olması gereken yerde ve zamandaydı. Karşısına çıkacak hiç bir güç olamazdı, gülümsedi ve mareşal’i selamladı. Kendinden emindi ve eski kafalı bu kişinin ona yalvarması duymak için bekliyordu. Ona rasili kurtarma diye yalvaracaktı böylesine acınası bir duruma düşmüştü ve bunu sadece kabullenemediği için, kibiri ve kıskançlığı yüzünden yapacaktı. kendisini tüm paladinlerin lideri olarak addeden kişi Ebern’in kutsaliyet bakımından Ebern’e denk olamazdı. Bu kişi hangi hak ve cüretle onun karşısına dikilecekti, hangi yüzle ona akıl verecekti. En son çaresi kılıcını çekmek ve Rasilin kaderi üzerine ona son bir düello teklifinde bulunmak olabilirdi. Normal şartlar altında Mareşal’i bir kılıç düellosunda yenemezdi ama şu an tanrısının kılıcını savuracak güçteydi. Bizzat Arkallianın kendisine bile kılıç çekerdi.
Theokres hiç bir şey yapmadı. Bakışını bitirdikten sonra derin bir nefes verdi, kaşları düştü ve arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı.
Ebern onun çaresizliğini anladığını gördü ve şimdide herkesin gözlerini kamaştıracak güçleri ortaya çıkaracaktı. Thevallion oğlunun yanına gelecek ve birlikte kötülük dünyadan temizlenene kadar ihtişamla savaşacaklardı.
“Ey kadim Thevallion, cesaretin ve adaletin kırılmaz kalkanı, iyiliğin ve erdemlerin keskin kılıcı, Arkallianın korkulu hasmı, yol göstericim, babam. Gözlerin bizi görür kulakların bizi duyar kalkanın hep önümüzde kılıcın hep yüreklerimizdedir. Sen ki kötülüğe ve kalleşliğe karşı sonsuz savaşa ant içmişsin. Ben burada, en kıymetli oğlun, senden isteğim hepimiz için. Sana en gönülden bağlı evladının yanına gelmeye tenezzül et ve hepimizin arzusu olan bu mücadeleyi birlikte son bulduralım. Sana laik bir evlat olduğumu bana bahşettiğin kanın her damlasında sana ve tüm düşmanlarımıza kanıtlayacağıma ant içerim.”
Duasını bitirdiğinde gökler hiç duyulmamış bir kurdetle gürledi, kötülüğe kendini adamış her varlığı korkutacak biçimde karardı ve kasvetlendi ve sonra hepsini kör edecek bir biçimde aydınlandı. yıldırımlardan oluşan adeta bir kafes genişleyerek alçalmaya başladı. Genişledikçe yıldırımlar inceliyordu ve dağılıyordu ufuk çizgisine doğru ilerleyen yıldırımlar yavaşladı ve alçaldıkça artık bir çoğu incelikten soldu, durdu. Sanki bir güç akıl almaz hızdaki bu yıldırımları itiyordu, ilerlemek için direnmeleri gerekiyordu. ilerledikçe karşılaştıkları güçte artıyora benziyordu. En son parmaklarla sayılabilir sayıda incecik yıldırımlarda ufuğa erişemeden çatallaştı ve sonuncusuda neredeyse değecekken yok oldu.
Bu olay gerçekleşirken yerler sallandı deprem toprakları çatlattı tapınak kırılma raddesine geldi ve Vilatrinin kıyıya bakan duvarları itina ile çöktü. Deniz kuvvetle yarılmaya başladı ve o noktadan tapınağa uzanan doğrultuda toprak çökerek bir meşum bir yol oluşturdu. Yolu sağında ve solunda yere saplanmış uzun kılıçlar süslüyordu ve tabanıda denizin fokurdayarak girdap oluşturduğu yerden akan kanlı ve korkunç zincirler ile bezeniyordu.
Son yıldırımın sönmesiyle birlikte kendini kurma aşamasında olan yol da daha tamamlanamadan yıkılmaya başladı ve yerin altında geldiği denizlere tekrar karışarak yok oldu.