Blood Moon and the Dancing Bride

 

“Bir zamanlar güzel ve genç bir gelin, yakışıklı bir adama gönlünü kaptırmış. Bir gün bir yerde karşılaşmışlar ve birbirlerinin gözlerini yakalamışlar. Aşk her zaman acıtır ve eğer onu dinlemeyip zorlarsan bu sefer kanatır. Adam bu genç kızın güzelliğinden ve ihtirasından çok etkilense de gönlünde başka biri varmış ve bu sebepten ötürü kendine hakim olabilmiş. Genç kızdan özür dileyip durumu ona anlatma vakti olmamış çünkü aslında derinlerde kalbine gömülü kapkara bir korku tohumu, eğer bu genç kızla konuşacak kadar bile ona yaklaşırsa gözlerini bir daha ondan alamayacağını söylemiş.

Günleri farklı geçse de ikisi için de değişmeyen tek şey karşılaştıkları anı asla unutmamaları olmuş. Genç kız bir daha asla göremediği bu adam için hergün gözyaşı dökmüş, gecelerce uykusuz onun sesini duymayı beklemiş ve kendini harab etmiş. En sonunda kendisini böyle rezil ve aciz duruma düşürmesinden ötürü babasından dayağı yemiş ve kapı dışarı edilmiş. Annesi ona hep yardım etmeye çalışsa da babasının bu emrine itaatsizlik edememiş.

Yakışıklı adamın peşinde, gençliği ve güzelliği dışında hiçbir şeyi olmayan bu kız en yakın kasabaya oradan da şehre gitmiş. Yağmurda ıslanmış, aç kalmış, bazen ona kapısını açan fedakar köyüler bir tas sıcak çorba vermiş, bazen de soğuk gecelerde paralı askerler ona sıcak bir koyun. Genç kız aylarca hatta yıllarca dolaşmış. Artık gençliğinden de kızlığından da eser kalmamış, fakat o güzelliği hala duruyor hatta artıyormuş. Yediği onca dayaktan izler, bıçak yaraları, pranga izleri bunların her biri onu daha güzel bir kadın kılıyormuş. Yolculuğu ona çok şey öğretmiş ve en sonunda yakışıklı adamın yerini de öğrenmiş.

Bu adam bir paladin imiş, çünkü yakışıklı adamlar hep öyle olur. Ve bu kadının aksine herkesin onu sevdiği ve istediği herşeye sahip olduğu bir hayat yaşamışa benziyormuş. Kadın onu ilk gördüğünde karısı ve üç çocuğu ile hizmetçilerin onlara servis yaptığı bir balkonda akşam yemeği yiyorlarmış. Kadın tüm yolculuğuna rağmen bu görüntüyü görünce bugüne kadar hiç kaybetmediği o ihritas titremiş ve geri dönmeyi düşünmüş tam o an adam kadının saklandığı gölgeliğe bakmış ve kadın tekrardan rahatlamış. Adamın gözleri, onlar boş bakıyormuş, içlerinde yıllar önce karşılaştıkları o ışık yokmuş…

Kadın adamı bir kaç gün takip etmiş ve en sonunda atını ahıra bıraktığında onun karşısına dikilmiş. Hiç bir şey dememiş. Sadece ona bakmış. Adam onu yıllara ve geçirdiği değişime rağmen anında tanımış. Dizlerinin üzerine çöküp küçük bir çocuk gibi ağlamaya başlamış, üzerindeki zırh da belindeki kılıç da bu koskoca adamı o delici bakışlardan koruyamıyormuş. En sonunda gözyaşları kadının anlını öpüp ona sarılmasıyla bitmiş. Aynı zamanda başka şeyler de bitmiş

Kadın ile adam o gece beraber olmuşlar, o günden sonra adam kadını bir daha son gecesine kadar görememiş. Günler şimdi adam için çok hızlı ve kasvetli geçmeye başlamış. Önce ilk çocuğunun hastalığa yenik düşmesi ve karısının annesine bakmak için onu bırakması. Daha sonra ikinci çocuğunun bilinmeyen bir şekilde kaybolması, adamın bu iş peşinde delice feryatları sebebiyle girmemesi gereken yerlere girmesi, bir kolunu kaybetmesi ve mesleği bırakmak zorunda kalması, karısının geri dönmemesi ile birlikte biten aile hayatı, son çocuğunun evin kalan parasını uyuşturucuya harcaması daha sonra yakalanıp hapse girmesi ve evin aranıp sonrasında  el koyulması ile
birlikte biten birkaç ayın sonunda adam sokakta dilencilerle birlikte yatar hale gelmiş.
Bir gece ay masmavi parlarken adam açlık ve sarhoşlukla şehirde dolaşıyormuş. Işığın vurduğu bir tepenin üzerine bir kadın görmüş. Gözlerine inanamamış çünkü bu kadın o kadınmış, aç bir köpek gibi dengesiz bir şekilde hızlanarak ilerlemiş. Yaklaştıkça farketmiş ki kadının karnı kocaman şiş imiş. Umut heycan ama hepsinden çok bir kurtuluş ışığı olarak oraya ağzından salyalar saçarak gitmiş. Aydır başına gelen iğrenç olaylar için herzaman kendini ve günahını suçlu tutmuştu. Fakat şimdi bedelini ödemişti artık tekrar mutlu olabilirdi, hemde gerçekten sevdiği kadınla, hemde ondan çocuklarıyla.

Kadınla adamla göz göze gelmiş. Birbirlerine bakmışlar, tıpkı yıllar önceki gibi. Sonra kadın eline aldığı bıçağı karnına saplamış. Adam umutsuzlukla kadın ise acıyla bağırmış. Sonra kadın adama bakmış ve “işte o gün böyle hissettim” demiş. Ve arkasını dönüp adam onu izlerken zar zor oradan uzaklamış…