Rasil üzerinde yüksek popülasyona sahip ırkların başında elfler gelir. Sayılarına ve Markhulların efsun üzerindeki -gerekirse sınırsız- gücüne rağmen dominant roldeki ırk değillerdir. Ardından gelen insanlar, Rasil’in en saldırgan, hızlı yayılan ve çoğalan ırkıdır. Kısa sürede Rasil’in hakim ırkı haline gelmişlerdir.
Rasilin üzerindeki yaşam şu ana kadar 732 senedir. En eski tarih kayıtları insanların ilk neslinin toprakların üzerine “ayak bastığından” bahseder. Baştaki ilkelliklerine rağmen hızlı gelişmişlerdir.
0′ senesi milat olarak bilir, Markhul’larca Büyük Filizlenme olarak adlandırılır.
Büyük Filizlenme’den 100 senesine kadar geçen tarihi kayıtlar çok nadirdir ve genellikle gizlidir. İnsanların Rasil’i tanıma, tanrıları keşfetme ve diğer ırklarla tanışma dönemidir. İnsanların kendi miladı 100’den başlar. 100 senesinde olan olaylar Rasil’i gözle görülebilir bir şekilde değiştirmiştir. Mavi Ay artık soluk sarı ve lekeli bir hal almıştır, mavi yıldızlar 80’li senelerden başlamak üzere birer ikişer kaybolmuş ve sonunda gece göğü koyu lacivert renginden zifiri karanlığa dönmüştür. Tahminlere göre bu dönemde tüm toprakları kapsayan büyük bir savaş olmuştur. Savaşın hikayelerine erişmek mümkün olmasa da insan nüfusundaki aşırı düşüş bunu destekler niteliktedir.
-İlk Adımlar-(100-300)
-Balgatre inşa edildi-(121)
Arkallian müritlerinin varlıklarını kan ile ispat ettikleri korkutucu kale. Arkası uçurum olan bir yamacın sonuna kurulmuştur. Almond’da gölge anlamına gelir. Bu kalenin kurulumundan önce Thevallion ve İllumien müritlerinin oluşturduğu Thunder Storm adlı ordu Arkallian inanlarını yamaçta sıkıştırarak son darbeyi vurmaya çalışıyorlardı. Ağır mağlubiyetin ardından Arkallian resmen tanınmış oldu ve ardındna tüm diyara korku salacak ve nesiller boyu ibret olarak kalacak bu kale inşa edilmiştir.
-Kemerin baş kenti olan Vilatrin kuruldu-(229)
Vilatrin hem İllumien dininin hemde tüm Kemerin parlayan güneşidir. En büyük ve en yüksek binalara sahip şehirdir. Zenginlik refah ve barışı simgeler. Vilatrin’in ortasında dev bir piramit ve üzerinde asla sönmemiş büyük bir alev yanmaktadır. Bu alevin ışığı Akara’nın yüksek tepelerinden bile görülebilir. Alevler yükseldikçe ve İllumien flamaları dalgalandıkça umut hala bitmemiş demektir.
-İlk büyücülük şehri kuruluyor Permanthil- (298)
Necromancy okuluna ait büyüler artık tamamen erişilemez oldu. Necromancy bir dine, gizli bir örgüte dönüştü etrafı ufak çapta ölümsüz salgınları ile çürüttü. Yaptıkları en büyük eylem Işık katedraline saldırarak burayı lanetlemek olmuştur. İllumienin gücü ile bu salgın yok edildi. Bu tarihten sonra Necromancy okulu tamamen kapatıldı ve herkes için yasaklandı.
İllumien Rasil’in kurtarıcısı ilan edildi. Aynı zamanda ırkların birleştirici gücü ve koruyucu anne olduğunu bir kez daha kanıtladı. Necromancy’nin ayrılması ve yasaklanması büyücülerin ilerlemesini kolaylaştırdı. İnsanlar bu çok yabancı oldukları çalışmalara artık daha anlayışla bakıyorlardı. Onlar için Necromancy yoksa sorun da yoktu. “Çıraklar” ömürlerinin son dönemine gelmeden yeterince bilgi aktarmış ve bu şekilde büyücülüğün ilerleyişi engellenemez bir biçimde hızlandırılmıştı. Harkonthil, namı değer büyücü meclisinin kurulumu bu şehirde yetişen büyük üstadların planları analiz etmesi ve gerçekleştirmesi sayesinde olmuştur.
-Harkonthil yükseliyor-(312)
Meclisin kuruluş aşamasına dair bazı görüntü ve çizimler olsa dahi yükseldikten sonra birdaha onu kimse göremedi. Büyücülüğün hierarşisinde ve bilginin derinliğinde en son nokta orası idi. En başta kimsenin umursamadığı bu görünmez uçan gemi bir süre sonra Thevallion dini için askeri bir tehdit olabileceğinden ötürü sorun teşkil etmeye başlamıştı. Meclis ile ilgili bilgiler saklandığı gibi meclisin içerisinde ne gibi çalışmalar ve kararlar verildiği de tamamen sır dı.
-Kardas kalesi kuruluyor- (350)
Bu kale adını kurulduğu kayalıklardan alır. Thevallion müritlerinin en güçlü kalesi kıtanın en büyük deniz kuvvetlerinin limanıdır. Stratejik olarak çok kullanışlı bir yerde değildir fakat hızlı gemileri sayesinde Kemer’in ihtiyac duyulan noktalarına hızlı erişim sağlanabilir. Kutşatılması zor hatta neredeyse imkansızdır. Amansız kayalar ve sürekli devam eden fırtına bu suları bilmeyen filoları hiç gayret gerektirmeksizin yok edebilir. Askeri olduğu kadar dini bir kaledir. Thevallion dininin önemli kişileri burada korunur ve ibadet eder. Bir çok kutsal emanet bu kalededir.
-Büyücülüğün Yayılması ve Gelişmesi, İblis Kapıları’nın Açılması- (355-398)
Harkonthil’in yükselişinden sonra büyücülük zirve yapıyor. Meclis yaklaşık 10 sene içerisinde bu yıla kadar büyücülüğe dair olan tüm çalışmaları ikiye katlıyor. Büyücülük ticaretle eşdeğer tutulmaya başlanıyor. Ordular daha kaliteli büyülü silahlar ve zırhlar talep ediyor. Büyücüler hiç olmadığı kadar zengileşirken bu hazinelerini saklamak yerine Kemer’in bir çok noktasına büyücülük akademileri açıyorlar. Yüksek ücretlere zengin ve aydın ailelerin çocuklarına büyücülük eğitimi veriliyor. Hazineleri akılalmaz boyutlara çıkıyor. Büyücülük bir tarz, varlık ve statü simgesine dönüşüyor. Meclisin yükselişinden 43 sene sonra büyücülük artık yaygın ve saygı duyulan bir ustalık sınıfı. Ta ki meclis yaklaşan tepkileri öngörüp agresif bir karar alana dek.
Boyut-dışılar hakkında yapılan çalışmalar meyvesini veriyor ve olası bir savaş ihtimaline karşı büyücü meclisi kendilerine bir ordu sahiplenmek istiyor. Abyss bunun için ideal seçim. Karar mercini denetleyecek bir güç bulunmadığı için proje Conjuration okulunun komutasında işleme konuluyor. 361 de ilk iki kapı, üç sene artdından 364 te ise diğer dört kapı açılarak proje tamamlanıyor.
Yıl 370leri gösterdiğinde Harkonthil’lin elinde binleri aşan iblis orduları hizmete hazır şekilde bekliyor.
Thevallion birlikleri Harkontil’i masa başına çağırıyor. O dönemde Thevallionun tüm Kemer boyunca toplam askeri gücü yaklaşık 150 bin asker. Büyücüler ellerindeki herşeyi kullanmak istiyor ve dinin bu konuya karışamayacağını gerekirse özgürlükleri için savaşacaklarını belirtiyor. Ayrıca bu eylemin manasızlığından ve iblislerin tamamiyle kontrol altında olduklarınıda garantiliyor. Olası bir savaşın haberini verseler de paladinlerin kumanda ettiği ordulara karşı mağlup olacaklarının farkındalar.
Barış anlaşmasının kabul süreci olabildiğince uzatılıyor. Büyücüler bu zorlu dönemde ellerindeki gücü olabildiğince katlamaya çalışıyor. Eksiksiz itaati sağlamak oldukça zorlu bir süreç bu yüzden ordunun genişlemesini belirli bir raddenin üzerine getirememekteler. Daha kuvvetli, kendi diyarlarında lord olarak anılan iblisleri çağırıp onları kontrol altına alarak onlar vasıtasıyla daha geniş sayılara ulaşmayı bir çözüm olarak görüyorlar. Bu karar dengesizliğinden ötürü bir çok usta büyücü tarafından red alsa da kimse katı Thevalyon görüşünün boyundurluğu altına girip meclisi denetlemelerini istemiyor. Bazı büyücüler meclisi terk ederek Permanthil’e yerleşiyor.(377)
Thevallion barış sürecinin bir yere gitmeyeceğini farkedip Kemer çapında bilinçlendirmeye gidiyor. Yanına İllumien müritlerinin desteğinide alarak Vilatrin’den başlayıp tüm halka olanları ve olabilecekleri anlayor. Halk bu çılgınlık karşısında büyücülüğe olan desteği kesiyor ve büyücülük hızlı bir şekilde rant kaybetmeye başlıyor. Meclis kendi çapında dokunulmaz ama akademilerdeki öğrenci sıkıntısı ve Permanthil’in gittikçe zayıflayan ticaret ağı Harkonthil’i çıkmaz bir eşiğe doğru sürüklüyor.(381)
Arkallian müritleri üzerine olan ilgi azaldığı için Balgatre’nin önce çevresinde ve sonrada komşu bölgelerde terör esmeye başlıyor. Vilatrin sahibi olduğu köy ve kasabaları bir bir kara lordlara kaybetmekteydi. Karşı çıkanlar ibret olacak şekilde öldürülürken merhamet dilenen zayıflar köle olarak alınıyordu. Vilatrin Thekadris’ten yardım çağrısında bulunmak zorunda kalıyor.(384)
Büyücüler ilk vuranın kazanacağını düşünerek ordularını harekete geçiriyor. Boyutsal geçiş avantajları sayesinde lejyonlarını stratejik noktalara sorunsuz şekilde konuşlandırıp Thevallion birliklerinin yolunu keserek Vilatrine geçişi yukarıdanda imkansız kılıyor. Bir yandan da kendi akademilerini koruyor ve çevrelerindeki şehirleri kendilerini desteklemeye zorluyorlardı. Şehirler kilise ve din müritlerinden arınıp yaklaşan Harkonthil tarafından korunacakları ve olası bir savaşta meclisi destekleyecekleri konusunda anlaşmalar imzalıyor, hazinelerini paylaşıyorlardı. Bu hareketler daha fazla büyücünün terkine sebep olmakta ve Harkonthil’i Conjurer’ların tek eline bırakmaktaydı. Thevallion müritleri bu hareketleri değerlendirip insanlar arasında başlayacak en uzun savaşı ilan etti. Thunder Storm II adlı ordunun kuruluş emri verildi. Tüm kemer boyunca binlerce asker kuşanıp ana yollardan toplanarak daha sonra Ethnorin şehri olarak anılacak kasabaya doğru yola çıktı. Ordu toplandığında sene 389 olmuştu.
Arkallian lordlarının Vilatrin’i ele geçirebileceğini bir çok tarihçi o döneme baktığında söyleyebilir. Tüm şartlar buna elverse de bu seçim yapılmamıştı. Vilatrin’in büyüklüğü ve defansif gücü göz önüne alındığında gerçekten zorlu bir savaş onları bekliyordu ama bunu yapabilecek bir ordu varsa oda Arkallian ordusuydu. Onlar ise geri çekilip ortadan kayboldular. Geride yağmalanmış ve yakılmış boş köyler, kasabalar bıraktılar. Kölelerin hepsi korumalar eşliğinde bölünerek Kemerin farklı noktalarına gönderildi. Arkallian hükmünü genişletmek istiyordu ve ana şehri alırsa orayı elinde tutmayacağının farkındaydı. Rasil’in uzak köşelerine gizli tepelerine ve sarp yamaçlarına kaleler inşa etti. Thunder Storm’un kurulması ile deniz egemenliğini kaybeden Thevallion birliklerinden yaralanarak kıtanın en korkunç ve büyük hapisanesini okyanusun ortasına kurdu. Majdanek (395)
Thunder Storm Vilatrin’e kadar olan iblis birliklerini tamamen yok ederek şehre ulaşıyor. Halkın ve İllumien’in desteğiyle şimdiye kadar görülmemiş bir ordu topluyor ve yardımlarından ötürü İllumien ve Thevallion bu tarihten sonra Rasil’in halklarının koruyucusu kardeş dinler ilan ediliyor. (396)
Bu balgateyi işgal edip yıkmak için ideal bir ordu olsa da uğraşmaları gereken daha acil bir problem olduğunu biliyorlar. Elbet içlerinde mazideki yenilginin korkusu olsa da bu işi sonraya bırakarak Permanthil’e doğru yürüyorlar. Şehri kuşattıktan sonra büyücülerin pes edeceğini ve iblis projelerini iptal edeceklerini umuyorlar. Ordu minimum zahiyat hedefiyle ilerlese de halk arkalarından büyücülere karşı aşırı bir tavır alıyor bir çok bölgede halk büyücü akademilerini yıkıyor. (397)
Permanthil’in yönetici konseyi yaklaşan devasa orduyu görüyor ve anında beyaz bayraklarını çekiyor. Yapılan müzakerelerde meclisi desteklemediklerini ve onun kontrolünü geri almak için ellerinden geleni yapacaklarını söylüyorlar. Minnet ve bağlılıklarının belirtisi olarak çok kıymet verdikleri Siriath emanetlerinden birer tane iki dinin liderine veriyorlar. Harkonthil’in kontrolünü sağlamak için çalışmalar başlıyor.(398)
Conjurerlar meclisin ellerinden gittiğini farkediyor fakat karşı önlem alamıyorlar. Komutayı İblis kapılarının yanına taşıyor ve son savaş için hazırlanıyorlar. Daha fazla iblis kontrol etmek için lordları da himaye altına alacak prensler getirme fikri artık ilerleyebilecekleri son nokta oluyor. İblislerin kontrolü top yekün kaybediliyor, bu da yetmezmiş gibi kuvvetli iblisler büyüleri köleleştirip daha çok kapı açılması için kullanıyor. Hala içlerinde bir parça insaniyet kalmış olanlar, kendilerini kaybetmeden önce altı kapıdan ikisini kapayıp mühürleyebiliyor. Conjuration okulunun bir çok büyücüsü ve değerli aileleri feda oluyor. (398)
-Baronların Yönetime geçmesi ve Sur’un kuruluşu- (400)
Thunder Storm II başarıyla görevini bitirdikten sonra arkalarında hala savaşmaya tam donanımlı bir Arkallian ordusu buluyorlar fakat amaçları savaşmaktan çok daha öte ve ulvi. Bölge şehirlerden toplanan konseyler ve halkarın yöneticileri, üç kuvvetli din ordusunun kumandanları ve dini liderleri ile masaya oturmak istiyor. Permanthil’in ev sahipliği yaptığı toplantıda ilk olarak artık insanların din ve etnik kökenli savaşları bırakması(ara vermesi) gerektiğine dair karar alınıyor. Yaklaşan iblis felaketi gittikçe güçleniyor ve hazır bu ordular birleşmişken direniş için en iyi vakit oluşuyor. Kendilerine Baron adını veren bu zengin ve nüfuzlu kişiler tarihte ilk defa teokratik düzenin altta kaldığı bir oluşuma imza atıyorlar. Bu belgeye Dayanışma Anlataşması adı veriliyor. Bazı kurallar aşağıdaki gibi şekilleniyor:
-Baronların himayesi altındaki topraklar sivillerden arındırılacak, din müritleri göç sırasında güvenlik sağlayacak.
-Şehirler ve kasabalar militaristik şekilde tekrar düzenlenecek. Kemer’in taş ocakları ve iş gücü bu toprakların tekrar yapılanması için ücretsiz şekilde çalışacak.
-Kaleler ve karakollardan oluşan bu sur kompleksi tamamlandığında Baronlar kendi sahip olduğu askerlerin yanı sıra din müritlerininde istenildiği takdirde destek alabilecek.
-Bölgenin sadece askeri bir yönetimi olacak ve bu yönetim her baronun yada vekilinin olduğu bir konseyde gerçekleşecek.
-Permanthil düzenli bir şekilde boşaltılacak. Hazineleri şehrin kendi hakkı içerisinde bölünecek ve büyücüler yıkılan akademilerini tekrar kuracak. Yeni eğitilen büyücülerin bir kısmı da Baronluğun korunmasına destek için gönderilecek. Bir daha teftişsiz şekilde büyücülerin örgütlenip bir şehir kurması yasaklanacak.
-Harkonthil’e gönderilecek heyet her diş yapılan çalışmalar ile ilgili ayrıntılı bir raporu Baronların konseyine rapor edecek.
-Olabilecek herhangi bir fikir ayrılığı yada iç çatışma durumunda o kişilerin bağlı olduğu temsilci olmadan tekrar bir konsey toplantısı yapılarak haklarında karar verilecek.
-Bu acil bir savaş durumudur ve savaş sırasında Baronluk ve çevresinde yapılacak hareketlerin hepsi insan soyunun sıhati ve devamlılığı adınadır. Bu ana fikir herkes için ilk ahlak olmalıdır.
-Baronluk sınırına girildiği andan itibaren herkesin geride bıraktığı rütbeleri geçersizdir. Herkes insanlığın askeri ve muhafızıdır. Yeni düzen ve askeri yönetim için rütbe atamaları, savaş taktikleri için uygun ortam oluşturmak ve ordular arası uyum adına çalışmalar yapılacaktır.
(402)
-Baronlar-
- Uberoth
- Mordhelm
- Barakhir
- Winthern
- Helbernik
- Ventril
- Sarkath
Büyücüler tabi ki Harkonthil ve Permanthil ile ilgili kararlara karşı çıkıyorlar. Müzakereler birkaç sene sürdükten sonra Harkonthil’in dokunulmazlığı hariç diğer kararlara onay veriyorlar. Bunun büyücülüğün mirasına ve zanaatin doğasına aykırı olacağını söylüyorlar. Bir daha bu tarz bir olayın yaşanmayacağını garanti edip dayanışmaya yardım etmek amaçlı eğer üstad büyücüler İblis Kapı’larına kadar korunurlarsa kapıların bu taraftan temelli şekilde kapatabilecekleri üzerine söz veriyorlar. Uzaktan kapama metodları içinde çalışmalarını başlatıyorlar.
Yaklaşık 30 sene içerisinde Baronluk tam anlamıyla kuruluyor. Onlarca kale kat kat surlardan oluşan kompleks sayısız din müridi, paralı asker ve akademi mezunu savaş büyücüsü sayesinde tutuluyor. Kemer’in hammadesi ve askeri gücü Baronluğa tabiri caizse akıtılıyor. İnsanlar 200 sene boyunca savaşa alışıyor fakirlik ve açlık bir çok şehirde baş gösterirken refah seviyeside ana şehirler hariç oldukça düşüyor. Genel güvenlik düşerken fırsattan yararlanmak isteyenler yüzünden suç oranları tavan yapıyor. Gene de güzel yanları da oluyor. Yeni yetişen nesiller savaşa daha adapte şekilde büyüyor. İnsanlık bilinci birlik ve dirlik içerisinde yükseliyor. Tüm yıllar boyunca birbirlerine hadsiz zahiyat veren Arkallian ve Thevallion birlikleri Baronların altında sırt sırta savaşıyor. Bu iki din birbirlerinden o kadar da farklı olmadıklarını farkediyorlar hatta birlikte ne denli ezici bir güç ortaya çıkarabildiklerini de görüyorlar. Savaş yıllar içerisinde dalgalansa da güvenlik hattını gittikçe iterek kapılara yaklaşabiliyorlar. Büyücüler sözlerini tutup açık dört kapıdan bir tanesini daha kapatabiliyor fakat sonra geri çekilmek durumunda kalıyorlar. (472)
Karşı saldırılar düzensiz bir biçimde artıyor. Baronlar nesil atlıyor ve düzene olan sadıklıkları azalıyor. İyi gözlemciler Baronların gücü sevdiklerini ve bu savaşı nesiller boyunca devam ettirmek istediklerini görüyorlar. Kemer boyunca dinin etkisi savaşa olan destek sebebiyle azalırken Baronların şahsi gücü, orduları ve hazineleri akılalmaz şekilde artıyor. Konsey toplantılarında tartışmalar başlıyor. Kapının kapatılmasının zaferinden sonra artan iblis tehditi bu boyut dışıların Rasil’i kesin bir biçimde işgalini istediklerini kanıtlıyor. 526 senesinde sur ilk kez aşılıyor. Gedik kısa sürede kapatılmasına rağmen kaçan iblislerin akıbeti hakkında bilgi bulunamıyor.
Thevallion dini geleğe dair bir öngörüde bulunuyor ve Baronluğa olan desteğini %40 bir şekilde geri çekiyor. İki önemli kale kuruluyor:
-TOMA’nın kuruluşu- (565)
Bu kale Conjurer’ların önde gelen ailesi Tenebrith ve İllumien dininin önemli dini kişiliklerinin ortak çalışma alanı olarak kuruluyor. Askeri açıdan büyük bir güç olarak görülmesede din ve büyücülüğün ilk ortak kalesi olması yüzünden eşsiz bir ittifak. Elf humması olarak adlandırılan ve Baronlukta bir çok kişinin yakalandığı amansız hastalığa kısa sürede şifa bulması ile ünleniyor.
Özel askeri geliştirme çalışmaları sayesinde bir çok gelişmeye imza atıyorlar.
-Thekadris’in Kuruluşu-(570)
Bu kale Thevallion dinin yükselen yıldızı haline gelmiştir. Sırtı Orjork dağlarına yaslanmış bir şekilde Kemer’in en büyük ve görkemli kalesidir. Sadece bir kale olmasının dışında Paladinler için muklata ziyaret edilmesi gereken önemli bir dini anıt. Bir çok farklı eğitimin usta Paladinler tarafından verildiği yer. Kısa süre içerisinde Thevallion askeri kuvvetlerinin ve dinin genel yönetim merkezi haline geliyor. İçerisinde onlarca kilise ve mühimmat deposu barındırıyor. Arkasındaki dağlarda Grifon çiftleri ve önündeki ovalarda en yapılı atların yetişmesi için alanlar yapılıyor.
-Elfler ile karşılaşma-
Baronlar eksilen kuvvetlerini kapatmak daha fazla nüfus elde ederken varlıklarını ölümsüz kılmak adına elflerin topraklarına saldırıyorlar.(560) Hammadde ihtiyacının artması olarak gösterilen savaş sebebi başta İllumien müritleri olmak üzere reddediliyor. Baronlar surun güvenliği adına bunun bir ihtiyaç olduğunu belirterek savaşı kendi başlarına da idare edebileceklerini fakat bu hareketleri doğrultusunda Thevallion dininin hazırlıkları da göz önüne alındığında Dayanışma Antlaşması’nın ihlal edildiği konusu gündeme geliyor. Kardeş dinler Rasil üzerindeki halkların bu amaçla birbirlerine saldırmasına ve olası bir kıyıma katılmayacaklarını belirterek Baronluğu ihanetle suçluyorlar. Destekleri müzakerelerin ardından kısılarak bitiyor. Özellikle o dönemin komutada olan baş mareşali Paladin Stravak, Baronluğun ele geçirilip direnişin din barışı altında yönetimine karar verilmediği için merhametlerine şükürler etmeleri gerektiğini söylüyor. (562)
Elflerin insanlar ile en büyük savaşları bu dönemde yaşanıyor baronlukların inşasından beri elf topraklarına ufak ufak yağmalar yapılıyordu falan ama böylesine suistimal daha önce hiç yaşanmamıştı. Elfler insan olarak görünmüyordu onlar uçsuz ormanlarda yaşayan peri ve cinlerdi. İnsanların acımasız savaşı elf köyleri için tamamen bir kıyımla sonuçlanıyor. Elfler korkuyor, kaçıyor ve köylerini kaybediyordu. Herşey tıpkı Baronların tahmin ettiği gibi gerçekleşiyordu. Elflerin bir çok zinneti vardı ve yuvalandıkları özel ormanlar sur için eşsiz bir kaynak oluşturuyordu.(569)
Saldırılar giderek artan bir şekilde devam ediyor ve Baronluk Elf olmanlarının hatrı sayılır hektarlık bölgesini tamamen yok ederek tıraşlıyor. İnsanların engellenemez gücünü simgeler nitelikte, bu ırkı orman yangınından korkan hayvanlar misali sürüyorlar. Zafer onları küstahlaştırıyor. Yağmalar onlarca yıl sürüyor. (614)
Elf ormanlarının yeterince içerilerine girdiklerinde kuvvetli akışı olan geniş bir nehir onları durduruyor. Kuda Nehri olarak bilinen bu sınırın karşısında insanların bu güne kadar ilk defa gördüğü elf kumanları var. Nehrin ayırdığı bölge ağaçları yapısı itibari ile Baronluğun işgal ettiği bölgeden çok daha sık ve zorlu. Fiziki olarak hiç bir ordu yada tabur görünmesede elfler insanları uyarıyor ve öncü birlikler temkin ile geri çekiliyorlar. Daha sonra gelen büyük Baronluk ordusu ile elf kumandanları bir nehrin orada insanlar ile konuşma yapiyor. “Daha fazla ilerleyecek olursanız bu sınırda size karşılık vereceğiz. Bu nehri geçemezsiniz ormanı daha rahatsız etmeyin ve saygısızlığınıza bir son verin” deniyor. “Kuda hepinizi yutar” diyerek tehdit ediliyor.(622)641
Baronluk büyük ordusu ile Kuda’yı hiç bir sorun yaşamadan geçiyor elf ordularına karşı bazı savaşlar yapılıyor. Tehditlerin asılsız olduğunu farkeden Baronların artık bu ırka karşı hiç bir korkusu yada çekincesi kalmıyor. Açıkçası ordu Kuda gibi stratejik avantajı hat safhada olan bu noktayı tüm tehditlere rağmen böylesine kolay geçmelerine şaşırıyor. Elflerin hala elle tutulur bir ordusu gözükmüyor. Gene de gerilla taktikleri yaparak neredeyse hiç kayıp vermeden düşmana ağır zahiyatlar vererek geri çekilmeye zorluyorlar. Baronluk geri çekilecek raddeye gelene kadar nehir ötesinde iki elf şehrini daha istila ediyor. (629)
Elflere yapılan bu kıyım yüzünden kardeş dinler tepkisiz kalmayacaklarını belirtiyor. Baronluğun artık zorbalığa dönüşen yöntemlerini bitirmek adına askerler toplanmaya başlıyor. Tam bu sırada çapraz saldırılara uğruyor. Blood Storm adı verilen amansız bir Arkallian ordusu ortaya çıkıyor. (632)
Kardeş dinler daha önceleri hep sayıca üstün savaşlara girdikleri Arkallian birliklerine karşı bu sefer eşit şekilde bir ordu görünce korkudan titriyorlar(İllumien müritleri, Thevalyon asla kormaz). Bunu fırsat olarak gören Baronlar işlerine karışılmayacağının bilinciyle en usta alaylarını nehrin ötesine gönderiyorlar(642). Bu sırada Blood Storm önce karada TOMA’yı kuşatarak İllumien müritlerini daha sonrada denizde Majdanek destek noktası belirlenerek Kardas kayalıklarını işgal ederek Thevallion birliklerini bölüyor. Thekadris Kardas’a destek vermek zorunda bırakılırken İllumien Arkallian lejyonları ile baş başa bırakılıyor. Saldırıların arkasına unutulmayacak Arkallian kumandanı Belzec Mirrormane ismi damgasını vuruyor. (644)
-On Yıl Savaşları- (646-656)
On yıl savaşları adı verilen bu dönemde Thevallion ve İllumien müritleri yaralarını sarmaya çalışırken Arkallian ise uzun süredir yaptığı yatırımların meyvesini yiyor. Stratejik açıdan hiç bir mana ifade etmeyen ve birbirlerine çok uzak komuta merkezleri sayesinde Arkallian leyjonları geri çekildiklerine kuşatılamaz merkezlerinde hızlıca toparlanıyor. Sahip oldukları hiç bir şehir olmadığı ve ele geçirdikleri heryerden zincirledikleri köleler sayesinde iş güçleri hiç bitmiyor. Köleler savaşlarlarda öncü fedailer olarak kullanılıyor. Yağmaladıkları yerler hammadde stoklarını fazlasıyla karşılıyor. Attıkları her adım Kardeş dinlere zarar verdikçe ve onların bu güne kadar oluşturduğu sağlam bilinci yıkarken onlar ise korku imparatorluklarını genişletiyordu. Bir daha asla hiç bir Kemer halkı ne kadar güvende yaşarsa yaşasın Arkallian lejyonlarının bir gün gelip şehirlerini yakamayacakları inancına sahip olamıyor. Thevallion Thunder Storm III seferini kurmaya çalışsa da bu oluşum toplanamıyor. En son raddede Arkallian Vilatrinin kapılarına dayanıyor ve acımasız kuşatmaları şehri düşme raddesine getiriyor. Şehir dış çemberini feda ederken son birlikler Thevallion müritlerini beklemek üzere içeri kısılıyor. Hayatta kalan bir çok asker donanma ile kaçarak Vilatrin’in iç çemberinde bir mucize için dua eder şekilde yüksek din müritlerini bırakıyorlar. İçeri giremeyen binlerce sivil ve yüzlerce paladin ve rahibe kıyılıyor. Thevallion ana kumandası bölge aşırı çalışan tüm süvarilerini toplayarak üst düzey alarm durumuna geçiyor. Kardas Kalesine olan saldırı geri püskürtülüyor fakat geri kuracak ne vakitleri ne de kaynakları var. Tek çözüm kuşatmanın arkasına geçerek karşı saldırı ile Balgatreyi kuşatmak. Bu zekice strateji sayesinde Balgatre de Vilatrin’le birlikte tarihinde ilk defa kuşatılanlar listesine ekleniyor. Arkallian lejyonlarına avantaj sağlayan ayrık dağılımları, karşı saldırılar için hiç te kullanışlı olmuyor. Balgatre düşerse uğruna savaştıkları herşeyin biteceğini biliyorlar. Vilatrin kuşatması geri çekilmek zorunda kalıyor. Majdanek ve çevresini koruyan gemiler Balgate’ye destek için ilerleyecekken Thevallion ve İllumien filoları çapraz saldırı ile donanmayı bertaraf ediyor, büyük kayıplar ile geri çekiliyorlar.
Vilatrin’i kuşatan birlikler ile Balgatre arasında kalan cesur birlikler ise uzun süre azalarak dayanıyor. En sonunda filoların bir kısmının karaya çıkması ve kalan kısmının Balgatre’nin tüm destek hatlarını keserek arka taraftan kuşatması sonucunda destek ordusu o adamları oradan çıkarıyor.
Bu dönemde üç taraf ta ağır kayıplar veriyor. Bir çok kardeş din esiri hızlı şekilde Majdanek’e aktarılırken Arkallian esirleri de Thekadris’e götürülüyor. (656)
Savaş iki taraf içinde kazanılmadığı için Arkallian lordları ile masaya oturulamıyor. Savaş kayıplarına göz gezdirildiğinde sayıca Arkallian 10 a 1 oranla kardeş dinlere karşı olmasına rağmen tam tersi oranda zahiyata sebep olmuş gözüküyor. Bu acımasız zafere rağmen Arkallian birlikleri kesilen kollarını tedavi edemezken ilerleyen yıllar gösterecek ki Kardeş dinler yaralarını saracaktır.
-Bin Elf Katliamı-(642-659)
Baronlar dinlerin altında kalmak istemiyor savaşı ilerletiyor zaten Blood Storm’la uğraşırken onlara karışacak kimse kalmıyor. Alaylar bir yandan kudayı geçerek yakıp yıkmaya devam ederken öteki yandan kalan tüm ordu Breklovar dağlarının etrafından dolanarak elflerin kaçış yollarını kapatıyor. Kutsal elf ormanlarının ormanlarının hatrı sayılır bir kısmı yok ediliyor. Baronlar vahşi saldırıyı uygun bir strateji olarak görüyorlar çünkü elfleri sindirebileceklerini biliyorlar. Siviller öldürülüyor kimsenin kaçmasına izin verilmiyor, esir alınmıyor. Kaçabilecek kadar şanslı olanların peşlerine düşerek Kutsal Orman’ları elf kanına buluyorlar.
En son bir elf ordusu ile açık alanda karşılaşıyorlar. Bu Baronluğun şimdiye kadar karşılaştığı ilk ordu. Kaçan sivillerin ve boşaltılan köylerin ormanın kalbine kaçmasına fırsat verecek bir defans hattı için mevkilendiklerini görüyorlar. Breklovar dağlarından inen ve ormansız dağ eteklerinin avantajını kullanan birlikler ile vahşi alaylar arasında sıkışıp kalan elfler, Kuda nehrine can veren büyük Lavorthel gölünde savaş veriyor.Yaklaşık 100bin elf öldürülüyor ve göle atılan cesetler Kuda nehrini elf kanıyla kızıl akıtıyor.(659)
Ormanın kalbinde yaşayan Büyük elf krallığı ikiye bölünüyor. Yetersiz insan ırkının kardeşlerine, kutsal bölgelerine ve kültürlerine yaptığı saldırıya gereken tepki verilmediğini ileri süren Serinthir(Yılan) krallığı elf ormanlarını geri dönmemek üzere terk ediyor. Kemer’in en büyük adası olan Barlin-Torak(Akara’nın Yetimi) adlı bir adaya göç eden krallık oradaki tüm insan toplumunu soykırıma uğratıyor. Ticaretin denizdeki merkezi olan Barlin-Torak askeri güç bakımından neredeyse bir hiç. On Yıl Savaş’larından sonra neredeyse bitme noktasına gelen filolar ise bu soy-kırımı durduracak korumayı sağlayamıyor. Daha sonradan gelen destek birlikleri ise yetersiz kalıyor. İnsanlar elflerin saldırganlığı ve vahşi doğası ile ilk defa karşılaşıyor.(678 soy-kırımın bitiş tarihi)
Aviel(Baykuş) krallığı ise onları elflikten men ediyor kardeş ve artık soydaş olarak görmüyor.(662)
-Shatargat Vakası-(688-698)
İnsanlar iblis istilasıyla yaşamaya alışmış, baronlar zenginlikte ve hükümde sınırı aşmış, iblisler de sonsuz ordularına rağmen artık sura kadar ilerleyip geri püskürtülmekten sıkılmışlardı.
688 senesinde surun ötesindeki ilk devasa iblis salgını başlıyor. Shatargat adlı daha önce görülmemiş ve duyulmamış bir İblis lord ortaya çıkıyor. Kısa sürede hem dini hem askeri güç kazanıyor. İblislerin arasında bir mezhep çıkaran bu efendi, değişken doğası sayesinde insanlar ona ayak uyduramadan bir üst forma erişiyor.
Devasa bir yanardağ(yanardağ bu dünyaya yabancı bir coğrafi şekildir, toprağın altında eriyik magma yoktur.) formunda olan bu iblis, kapılar ile Baronluğun surunu tam araya alıyor. İnsanlar ağır kayıplar veriyor ve savaşlarla geçen onlarca sene yüzünden Kardeş Din’ler de gereken yardımı sağlayamıyor. Baronlar yok olmanın eşiğindeyken son çare olarak Elflerden yardım istiyorlar. Elfler yapılan her şeye rağmen silahsız mültecileri ormana alıyor ama bu lojistik desteğinin dışında başka bir yardım vermeyeceklerini belirtiyorlar. 697 senesine kadar Shatargat büyük bir bölgeye sahip oluyor. Özellikle Thevallion müritleri tüm güçleriyle bu yanardağa saldırsalarda onu bertaraf edemiyor ve sur her iki taraftan ağır saldırılara mazur kalıyor.
Baronlar sınır bölgesini terkedip yerine daha ufak savunmalar yapma kararına varıyorlar. Bu kaçış planı için Kardeş Dinlerin tüm desteğine ihtiyaç gerekiyor. Baronların planı onlar özel ordularıyla ve ganimetleriyle kaçıp saklanırken Thevallion ve İllumienci müritleride onlara ölerek vakit kazandıracaktı, tahminen daha sonra yapılanacak vakit kalacaktı çünkü iblisler ilk hedef olarak elf ormanına gireceklerdi. Öyle olmadı.
698 senesinde bir sabah rüzgar esmeyi bırakıyor. Harcanan büyüler ne çalışarak ne de dua ederek geri gelmiyor. Hiç bir boyutsal seyahat büyüsü çalışmıyor. Mesafeler artık büyücüler için bile çok uzuyor. Bunun yan etkisi olarak İblis Kapılarının hepsi birden tek seferde kapanıyor. Shatargat, o dev yanardağı tek bir günde hiç var olmamış gibi siliniyor. Her yerde kar fırtınaları, yıldırımlar, yağmurlar, yakıcı sıcaklar başlıyor. Tüm hayvanlar kendi boyutlarının birkaç katına erişiyor. İnsanların hammade için düşüncesizce kestiği o ağaçlar köklerinden büyüyerek sağlam sütunlar misali uzanıyor. Avol-Rasil tekrar yeşile dönerken Kemer’in her bir yanında element ruhları, sanki kendi diyarlarındaymış gibi yerden pehdahlanıp gezmeye başlıyor. Peşi sıra gelen doğal kıyametler esnasında bir çok insan bu ağır şartlarda dayanamayarak doğaya can veriyor.,
Birçok büyük şehirle birlikte Thekadris de yıkılan yapılar arasına giriyor, insan ırkı mimari gelişme olarak 300 sene geriye düşüyor.(698)
-Rasil’in Terki-
Baronlar paraları ile gömülürken, onlarca asker bu kıyamette ölüyor. Elf kültüründe ve Markhul’ların dilinde bu olay filizlenme olarak adlandırılıyor. İnsanlar kıyamete alışmaya ve hayatta kalmaya çalışırken büyük kavimler halinde yavaş yavaş toplanarak birlik olmaya çalışıyor. Kardeş Dinler kalan ordularıyla ana göç yolları oluşturarak erişilebilen tüm kesişme noktalarından hayatta kalanları toplayarak ilerliyor fakat efsunlar geri gelmediğinden bu ilerleyiş yavaş kalıyor ve bir çok belki de kurtarılabilecek hayat geride bırakılıyor.
Birkaç ay içerisinde bu kurtuluş kavimleri eski Baronluğun yıkıtılarında toplanıyor ve birleşiyor. Buraya geliş amaçları daha çok büyücülerin önsezileri ile planlanıyor. Rasil üzerinde en çok sayıda ve en uzun sürede açık kalan kapılar bu bölgede. Eğer tekrar bir kapı açıp Rasil’i terkedebileceklerse bunun yapılabileceği en elverişli nokta burası olmalı.
Kemer üzerinde birbirini belki de hiç görmemiş halklar Baronluğun yıkıntılarında buluşuyor. Hastalıklar ve açlık insanları bir kaç hafta içerisinde kırmaya başlıyor. Tanrılarının efsunlarına güvenen rahipler ve yılların tecrübesine bel bağlamış büyücüler çaresizlik içerisinde elleri kolları bağlı bekliyorlar. Ve sonra öngörüler doğrulanıyor. Kısa süreli bir Kapı vasıtasıyla o güne kadar sadece eski dini metinlerde kısaca adı geçen Vux müritleri beliriyor. Vux yargı ve adalet tanrısı olarak bilinir fakat Kemer üzerinde kilisesi yada inanı bulunmamaktadır. Bir nevi kayıp bir tanrıdır. Vux müritleri yargılanma vaktinin geldiğinden ve sırt çevirilen tanrılarının onları kutsayacağından bahsederek kurtuluşu müjdelerler. Rasil’den kaçmak için kuvvetli bir kapı açılması gerektiğini ve Vux’un onları kendi diyarında ağırlayacağını anlatırlar.
Özellikle Ejderhalar ev sahipleri Rasil’in bu hiddetli döneminde üzerinde kalmak istemektedirler. Halklara yardım önerlerini sunarlar: Eğer yüzlerce büyücüyü kendilerine kurban edilmesi için verilerse onlar enerjiyi kullanıp Rasil’in hükmüne rağmen kaçış kapısı açabileceklerdir. Zaten savunmasız olan büyücüler kıyametin günah keçisi seçildikleri için bu zorunlu fedakarlıktan kurtulma şansları yoktur. Rivayetlere göre kavimlere en son Arkallian Lejyonları katılmıştır. Orduları, acı çektirdikleri ve katlettikleri Rasil halklarının toplamıyla kıyaslandığında bir pirinç tanesi kadar kalıyordu. Bu şartlara rağmen Kardeş Dinler fırsatlardan istifade etmeyi ve kaypakça bir karar vermeyi katiyen reddetmişlerdir. Majdanek hapisanesinden gelen bazı özel tutsaklar Ejderhalara sunularak feda edilmesi gereken sayıyı oldukça düşürmüştür.
Taru kavimi bu Rasil’in terkine eşlik etmemişti.
Kapılardan geçildikten sonrasına dair kayıtlar neredeyse sıfırdır. Geri dönebilen tanıkların anlattığı üzere bu diyar kayıtsız şartsız Tanrı Vux’un hükmünü temsil eden bir yerdir ve içeri giren herkes yargılanmıştır. Adil olmayan ise yargılanan herkes Vux tarafından suçlu/günahkar bulunarak ya din değiştirmeye yada cezalarını çekmek adına idam edilmeye zorlanmıştır.
İllumien kavimi yargılandıktan sonra din değiştirmelerine bile izin verilmeden idam edilmiştir. Arkallian başrahibi ise tüm lejyonlar adına karar vererek bağlılık yeminlerini Vux’a etmiştir. Geriye kalan Thevallion kavimi için bu şok edici bir olay olmuştur çünkü bu illet diyardan savaşarak çıkmak için tek bir şansları vardı ise o da Arkallian müritleri ile sırt sırta vermeleriydi. Thevallion müritleri tek başlarına savaşarak soykırıma uğradı.
Ejderhalar yargıdan muaf olarak bu diyarda konakladılar.
Oniki kişilik ekibi ile Paladin Olmir de yargıdan muaf tutulsada savaş esiri olarak alındı. Geri kalan ve idam edilmeyen herkes adalet yolunda eğitilmeye başlandı.
- Yüzyıl sona erdi.
Büyük kaçış planının aksine asıl kaçanlar Rasil’i terkedemeyenler olmuştu. Fizilenme birkaç ay sürdü ve etkileri neredeyse iki yıla kadar devam etti. Bu sürecin sonunda doğa tekrar sakinleşti. Kasaba ve köyler artık yoktu, kilometrelerce alan insan ve insana dair hiç bir kanıt görmeden gidebiliyordu. Tüm Rasil popülasyonun yaklaşık %25 i filizlenmede kaybedildi. %40 a yakın bir kısmı da Kapı’dan geçerek Vux müridi oldu.
Hepsinin bittiğine emin olduklarında insanlar, saklandıkları kovuklardan çıkıp yerleşkerlerine geçerken artık herkes elflerden korkuyordu. Aviel krallığı, tekrar yerleşip düzene geçilecek olacak her köy,e kasabaya ve şehre bilgeliklerini dağıtmaları için Markhul’lar gönderdi. İnsanlar yapılarını tekrar inşa edip tahıllarını ekerken ve avlanırken onlara yol yordam öğretildi. Doğayla yandaş bir şekilde, onu kullanmaya değil ondan yararlanmaya ve saygı duymaya dair dersler aldılar. Genç nesillerde rangerlık yaygınlaştırıldı, insanlara Vilash-Maleen ve Tildrat öğretileri verildi. Eskiden istisna olan insan Markhul’ların sayısı oldukça arttı. Hayat bundan sonraki 5 sene boyunca barış içerisinde gözüküyordu. Dinler yoktu, savaşlar yoktu, zorbalar yoktu, büyücüler yoktu.(705)
-Yargıç Tanrı Vux’un İstilası- (705-706)
Rasil, üzerinde gerçekleşen depremlerden ötürü yarıklara (yaralara) sahipti. Böyle bir coğrafi bozukluk şimdiye kadar görüşmemişti. Bu yaralardan irin gibi, sonu gelmeyen şekilde Mudblood akıyordu. Thevallion müritlerinin en eski kalelerinen biri olan Melanor’da toplanan bir grup cesur paladin ve şövalye bu akınları uzun tutarak Kemer’i önü alınamaz bir salgından kurtarmışlardı.
Bu iblisimsi yaratıklara karşı 3.000’e 300.000 kişi gibi bir oranda savaş vermişler ama gene de Melanor’u tutmuşlardır. Filizlenmeden 5 sene geçmiş olmasına rağmen büyük mürit kaybı yüzünden Thevallion ve İllumienin rahipleri efsun yapmak konusunda çok zorlanıyorlardı.
Geride kalan Arkallian müritleri ise sanki cezalandırılmışcasına hiç bir efsunlarını kullanamıyorlardı. Artık Arkallian tamamen müritlerini terketmişti, varlığının en ufak parçası bile hissedilemiyordu.
MudBlood’lar Melanor’u ele geçirmek üzereyken Crow’s Watch adlı izole karargahlarından çıkan Son Arkallian Lejyonları yanlarında dinlerinin en kudretli yandaşı olan Kaled-Rasil adlı siyah ejderha ile yetişmişlerdi. Ejderhanın sınırsız efsunları sayesinde mudbloodların kökünü kuruttular.
Kaled-Rasil’in geri dönüşü aynı zamanda başka bir haberinde alametiydi. Kapı tekrar açılmıştı ve Vux’un diyarından geri dönüş başlamıştı. Tanrı Vux gene kurtuluş vaadiyle geliyordu yalnız bu sefer sayısız ordusu ile birlikte. Öğretisi tek din altında tüm bu sapkınlık ve savaşların bitmesiydi. Bugüne kadar ne olduysa hep insanların kararsızlığı ve kaypaklığından süregelmişti. Tanrı Vux bunun cezalandırılması gerektiğini biliyordu. Kendi müritleri diğer yanlış inançlıları katlederken kimse ona dur diyemiyordu.
Vux seferi Baronların yıkıntılarından başlayıp doğruca Vilatrin’i hedef alır şekilde ilerledi. Elf ormanlarına dokunulmadan ilerlendi. Balgatre bomboş olduğu için tehlike arz etmiyordu. Yolda insanların tekrar yapılandığı tüm kasaba ve köyler istila edilerek sömürgeleştirildi. Adalet dinine boyun eğmeyi seçenler eğitilmeye başlandı. Her yerde geçici kiliseler kuruldu. Dağların arasından ormanların içinden akan dev gümüş bir yılan gibi, Vux seferi uzayarak ilerledi. Vilatrin kuşatıldığında orayı koruyacak çok az asker vardı. Bu askerlerin çok daha azı kalifiye kişilerdi. Karşılarında belki önceden tanıdıkları ama akılları yıkanmış dostları aileleri kardeşleri vardı.
Vux seferinin tek kudredi tek yumruk şeklinde olmaları yada aşırı sayıları değildi. Vux bizzat onların yanındaydı. Seferi yöneten baş yargıç, tokmağında onun hükmünü taşıyordu. Filizlenmede dahi düşmeyen şehir Vilatrin bu hükme karşı duramadı. Bir çok kişinin son kale olarak gördüğü daha önce hiç işgal edilememiş olan bu şehir o tokmağın tek bir darbesiyle düştü, piramidin üzerindeki asla sönmez denilen ateş yakıldığı 229 senesinden beri ilk defa söndürüldü. Bu ateşle birlikte birlikte Kemer’in umududa neredeyse tamamen yok oldu çünkü hayatta kalan ve aklı başında olan savaşçısından büyücüsüne tüm insanlar Vilatrin’i korumak için gelmişti. Artık onlarda seferin bir parçası halindeydiler ve Kemer için Vux’un dominasyonu kaçınılmaz görünüyordu(706)
Vilatrin’in üstünde kalan bölge Kemer’in egemenliğini onlara verecek ovaları oluşturuyordu. Bu topraklarda Taru halkı yaşamaktaydı. Bu halk seferi durdurmak için var güçleriyle savaştı. Açık arazide onlarca kaleleri ve binlerce askerleri vardı. Sefere büyük zararlar vermiş olsalar da onu durduramadılar. Karşılığında ise soykırıma uğradılar. Kadın, çocuk, yaşlı demeden her biri katledildi. Baş yargıç arkasında tanrısının hükmü olduğu için engellenemiyordu.
Bunlar yaşanırken kalan insanlar son bir savunma hattı yapabilmek için tırnaklarıyla kazıp didiniyorlardı. Mudblood’lar yok edildiği için cüceler bitmek bilmez savunmalarını bırakıp dışarı yani yüzeye çıkabilmişlerdi ve Vux’u durdurmak insanların yanında olacaklarını belirttiler. Ethnorin şehri ve çevresinde devasa bir savunma hattı oluşturuluyordu. Cüceler efsunlarını kullanarak kalelerden oluşan surlar inşa ettiler. Kemer’in seferden sonra en büyük ordusu olan Arkallian Lejyonları ve yanında ufacık bir grup Thevallion askeri son savunmayı yapacaklardı. Kaled-Rasil sayesinde kazanacaklarına inaniyorlardı.
Savaş oldukça çetin başladı. Rasil’de kalan son Arkallian Lejyonları din değiştirmiş kendi kardeşlerine karşı savaşırken bir yandan cüceler öteki taraftan Thevallion taburu onları destekliyordu. Arkallian takdisini hala ona inanan müritlerinden çekmesine rağmen nefretleri onları dik tutuyordu ve Ejderhalarının ezici gücününde yardımı ile Baş Yargıcı öldürebildiler. Bu başarılarına karşılık daha büyük bir kuvvet ile karşılaştılar. Bu güne kadar Rasil üzerinde hiç görülmemiş bir kuvvet.
-Arkallian’ın Uyanışı- (706)
Kahramanca savaşmalarına rağmen azınlıkları dolayısıyla etrafları sarılan direnişçiler için savaş hala kazanılabilir nitelikteydi. Son darbeyi vurmak içinse Vux’un bizzat kendisi gelmişti. Açılan bir kapı sayesinde granit bir köprünün üzerinden yürüyerek savaş alanın ortasında dikildi. Savaş artık bitmişti. Kaled-Rasil ortalarda görünmüyordu. Pes edildi. Temposu giderek düşen kılıç sesleri durdu. Arkallian Lejyonlarından sağ kalanlar öfkeden kudurmuş gözleri ama yaralardan bithap düşmüş vücutlarıyla nefes nefese dikilerek yargı tanrısına bakıyorlardı.
Bir Arkallian rahibi gırtlağındaki kanı zar zor temizleyerek konuşmak için hazırlanarak ileri çıktı. Elinde Tanrı Arkallian’ın kılıcı vardı. Kılıcı kaldırarak adalet ordusuna seslendi. “Kazandın Yüce Yargıç Tanrı! Artık Kemer üzerinde hükmüne karşı çıkabilecek kimse kalmadı. Bizler tanrımızın bize öğütlediği şekilde savaştık ve öldük. Bu taşıdığım kılıç tanrımız bizi cezalandırmadan önce bıraktığı son mirastı. Cezamızı hak etmek için ne yaptık hiç bir fikrim yok ama ben biliyorum ki bu kılıç düşerse siz kazanmışsınız demektir. Eğer intikam tanrısından korkunuz yok ise bu kılıcı size takdim ediyorum Yüce Vux. Eğer bir askeriniz bu galibiyet sembolünü elimden alıp size kadar getirebilirse o zaman size zorla değil arzu ile inanıp ibadet edeceğiz.”
Tüm vakurluğu ve kudreti ile duran Vux bu teklifi kendi ilahi hükmüne bir hakaret olarak görse de kabul etti. Sonuçta burası artık onun diyarı olacaktı ve tüm müritlerinin onun adaletine ve gücüne kuşkusuz bir biçimde bağlı olduğunu bilmek istiyordu. Bu kibir onun sonu oldu.
Kılıç rahibin elinden alındıktan sonra hazır-ol da bekleyen askerlerin arasından yavaşça ilerlerken hatlardan bir asker bir anda tüm eğitimine ve Vux ordusunun disiplinine karşı gelerek hareketlendi. Kılıç taşıyıcısı da bu adama doğru ilerlemeye başladı. Önünde eğilip kılıcı adama sundu. Adam kılıca dokunduğu anda gözlerini sanki yeni uyanmış gibi bir kere kırptı ve büyük bir patlama gerçekleşti.
Arkallian ortaya çıkmıştı. Öfke ve intikamdan patlarcasına öylesine güçlü görünüyordu ki ölümlüler bakışlarını onun olduğu tarafa doğrultamıyordu bile. Yargıç Tanrı tamamen şok içerisinde ne yapacağını bilemez bir biçimde kalkanını çekip kendini savunmaya çalışırken Arkallian granit köprünün üzerine atlayarak ona ölümcül bir darbe savurdu. Zırhlı botları köprüye oturduğu anda sanki üzerine dağlar düşse kıpırdamayacakmış gibi görünen bloklar sarsılarak kırılmaya başladı. Daha ilk darbesinde Vux’u öldürmeyi hedeflesede kalanı parçalanmamıştı. Bu avantajı ardından şimşek hızı ile gaddarca gelen darbeler için geçerli olmadı. Kalkanı bir kaç yerinden parçalanan Vux hüküm tokmağı ile savuşturucu bir vuruş yaparken kılıç ile havada karşılaştı ve tuzla buz oldu. Kılıcını tek eline alan intikam tanrısı sol elindeki pençeli zırh ile Vux’un boğazını tutarak onu havaya kaldırdı. Yargıç tanrının kıvranışları eklemlerinin istemsizce oynamasından belli oluyordu. Bir süre bu pozisyonda göz göze kalındıktan sonra Arkallian kılıcı önce karnına sapladı daha sonrada atik bir hareketle çekerek onu yere bıraktı.
Kanları çatlamış granit köprüsü üzerine akarken Vux tıpkı bir ölümlü gibi karnını tutarak ölmemek için acı içersinde debeleniyordu. Arkallian ayağının küçümser hareketiyle Vux’un cenin pozisyonunu bozdu ve göğsü göğe bakar pozisyonda bastırdı. Daha sonra ise tüm bayraklardaki sembol pozu ile kılıcını çevirdi ve iki eliyle tüm gücünü kullanarak göğsünden onu köprüsündeki taşlara mıhladı. Kılıç neredeyse bilek korumasına kadar Vux’un göğsüne gömülmüştü. Rasil’in dinler tarihinde ilk defa bir tanrı başka bir tanrıyı öldürmüştü. (706)
Kaled-rasil ise bu olaylar gerçekleşirken bambaşka bir ajanda ile planlarının son raddesine gelmişti. İllumien’in kutsal bir emanetini lanetlemiş ve dışarıda ordular savaşırken gözden kaçan bir noktaya konuşlanmıştı. Bugün özel bir gündü. Sadece Arkallian için değil aynı zamanda İllumien için. Dini metinlerde “Miles İllumien Tarandil” yani tanrıçanın gök yüzünde en uzun kaldığı gün olarak geçen kutsal bir gündü. Rivayetlere göre bu gün geldiğinde kristalleşmiş camlardan bir kilise belirir ve tanrıçanın ışığının tüm kutsaliyeini içine toplarmış.
İllumien’in Gözyaşları olarak bilinen emanet gücüne yaraşır şekilde kullanılabilirse bir alanda ki herkese kaybettikleri yaşamları bahşeder ve bunlada kalmayıp onları önceki hayatlarında işledikleri günahları için bağışlarmış. Fakat uzun süredir bu kuvvetli lanetin etkisinde kalan emanet artık tam tersi bir amaca hizmet etmektedir.
Kaled-Rasil’in bu şeytani planı bir grup yüksek yetkili Arkallian müridi tarafından tahmin edilmesine rağmen durdurulamadı. Dışarıda herşeye rağmen savaş ezici bir üstünlükle kazanılmış ve Vux müritleri yokedilmiş tanrılarının zihin bağından uyanırken, direniş zaferini kutlayıp boyun eğmez tanrılarına hürmetlerini gösterkirken, arkada gerçekleşen kara ritüel yüzünden derin bir nefes alma sesi ile birlikte bir anda heryeri sessizlik kapladı. Hayatta kalanlarlar ruhlarının bedenlerinden söküldüğünü hissederek bir anda can verdiler. Daha sonra ise ölü olan her beden lanetlenerek birer ölümsüz olarak kalktı. Kaled-Rasil de bu ritüelin etkilerine üst bir şekilde maruz kalarak ölüm tanrısı mertebesine yükseldi. Ölüm Tanrısı yeni doğan müritleri ile birlikte kayıplara karıştı, tüm ölümsüzlerin denize çekildiği söyleniyor. (706)
-Son Kıyamet – (706-711)
Kaled-Rasil vakasından sonra Kemer’in popülasyonu neredeyse %20 lere düşmüştü. Ard arda gelen 10 yıl savaşları, İblis kapıları, filizlenme ve Vux’un seferi insanları yıldırıp bitirmişti. İnsanlar artık umutsuzlaşmıştı ve güçlerini kaybetmişlerdi. Daha büyük düşmanı görmemişlerdi bile.
Kendisini İllumien ve kutsal ışığına adamış bir altın ejderha Rasil’in ona sunduğu güvenli hayattan feragat etmek istemiş ve siyah ırkdaşının verdiği zararı bir kademe azaltmıştır. Vux’un diyarına açtığı kapı sayesinde 7 sene önce yargılanmaya gidip idam edilen ve o diyarda hapis kalmış tüm ruhları geri getirdi, onları hayata döndürdü. Bu Rasil üzerinde bilinen son geri getirme efsunu idi. Bu tarihten sonra bir daha hiç kimseye efsunla hayat bahşedilemedi.
Bu fedakarlık insanlık için güzel bir başlangıç oldu. Onbinlerce İllumien ve Thevallion inananı geri dönmüştü. Oysa Arkallian için durum öyle değildi onlar neredeyse bitmişti. Kardeş Dinler başarılarından ötürü ve Kemer’i Vux’un işgalinden kurtarmalarının ödülü olarak Arkallian dini müritlerini ve tüm karargahlarını kapsaysan süresiz bir ateşkes ilan etti.
Olmir ve yandaşları açılan kapıdan geri döndüklerinde artık insan değillerdi. Onlar bir inanışa, bir tanrılık mertebesine yükselmişlerdi. Vux’un ölümü tanrılar dengesinde önemli bir boşluk oluşturuyordu. Olmir dini Akara bölgesi merkez alınarak hızla yayılmaya başladı.
Tüm bu büyük kıyametin başlangıcı niteliğinde olan ilk alamet Shatargat’ın geri dönmesi oldu. Yıkılan Thekadris’in hakim olduğu bölgede tekrar peydahlanan Shatargat, bu sefer daha kuvvetli bir formda olmasına rağmen İllumien rahipleri tanrıçalarının onlara bahşettiği sayılı ritüellerden birini kullanarak güneşin ışığını yeryüzüyle buluşturdu. Shatargat geldiğine pişman olmuştu ve bir daha geri dönmemek üzere yok edildi. Bu sayede Thevallion müritleri Thekadrisi geri kurabilecekti. Hemen ardından Vilatrin de tekrar yapılandı.
-Unum ve Solemn’s Puppil kuruluyor- (707)
Olmir dininin başkenti olan Unum kemerin refah düzeyi en yüksek şehri makamına kısa sürede erişiyor. Özelliklede bunu Akara’nın çetin çölünde yapması rava halkı için büyük bir nimet sayılıyor. Unum Vilatrin’den aldığı tacı hakkıyla taşıyor ve senenin yarısında bir adım öteye geçiriyor. Unum’dan biraz uzakta bir adaya Solemn’s Puppil kuruluyor. Burası 700 sene boyunca insanların kurduğu en güzel ve gelişmiş mimari yapı. Olmir dininin önemli karakterleri ve şehrin yönetim kadrosu burada işlerini hallederken zengin tüccarlar için güzel konut imkanları sağlıyor. Aynı zamanda Akaranın etrafını deniz yoluyla geçmek isteyenler için lüx bir durak haline geliyor.
Olmir yönetimi kazandıkları paranın bir kısmını refah ve yapılanma için harcarken kalanı ile de askeri yatırım olarak kullanıyor. İnsanlar Olmir dinine beklenmedik bir şekilde güveniyorlar. Bir çok genç şövalye ünvanı kazanıp şehir ordusuna katılmak için yazılıyor ve eğitilmeye başlanıyor. Bu özel şövalye birlikleri ileride Kemer’in en düzenli ve çetin ordusunu oluşturacaklar.
-Arcanus Hellion Kuruluyor- (708)
Tüm bu olaylardan en az etkilenen bir grup var ise oda büyücülerdir. Filizlenme esnasında Kemer’deki akademilerinin büyük kısmını kaybetmiş olsalar da Vux yargısına en az kurban veren onlar olmuştu. Hazırlıklı büyücüler için saklanacak her zaman bir yerler vardır. Kaybettikleri tabaka zaten kendi aralarında düşük kıymeti olan kişilerdi ve bir takım gelişmelerin önünü kapıyorlardı. Harkontil filizlenmeden hiç etkilenmemiş şekilde dururken artık yeni bir büyücülük düzeni başlamak üzereydi. Arcanus Hellion, Permanthil’in olgun bir biçimde yeniden doğumudur. Rasil’de şu an eksik olan gücü sağlayacak yer burasıdır. İşinin ehli bilge ve yaşlı üç okul üstadı ile girişilen bu proje çok kısa sürede tamamlanıyor (Abjuration, Transmutation, Conjuration) . Büyüler ile topraktan çıkıp dikilen şehir Kemer’in bilgi ve araştırma merkezi haline geliyor. Yaşanan kıyametlerin üzerine herkesin bir sebepten uğraması gereken bir şehre dönüşüyor. Seri üretim şeklinde büyülü nesneler yaratılıyor, şu ana kadar büyücülüğün çalışma fırsatı bulamadığı neredeyse her konu için özel birimler kuruluyor ve kütüphanelerin ucu bucağı gözükmüyor. Her ne kadar Dayanışma Antlaşmasına uymasa da Kardeş Dinler bu eski defterin kapatılması gerektiği kanaatine varıyorlar.
Arkallian cephesinde ise işler bambaşka bir hal almaktadır. Kalan toplam Arkallian müridi sayısı iki bini geçmemektedir. Her ne kadar ateş kesi hazmedemeseler de yapabilecekleri bir şey kalmamıştır. Eski ritüellere dayanan bir takım metodlara yönelerek sayıca az fakat onlarca adam gücünde askerler yetiştirmeye çalışacaklardır. Eskiden Lord of Vengeance olarak anılan bu askerler hakkında bilmedikleri şey ise kısa süre içerisinde isyan çıkararak yönetimi ele geçirecekleridir. Kan ritüelleri ile kutsanan bu savaşçıların başı olan Lord Vladskov yönetimdeki baş rahibi öldürerek haklı bir şekilde Balgatre tahtını ele geçirmiştir. Bundan sonra yeni düzen Lord of Vengeance’ların olacaktır.
-Kıyamet Alametleri ve Büyük Tutulma- (709-711)
Kıyamet alametleri yaklaşık bir buçuk sene kadar sürmüş ve süreçte iki kadim iblis kumandanı uyanmıştır. Bu alametler, kara gece göğünde kırmızı yıldızlar şeklinde kendilerini göstererek başlamışlardır. Daha sonra bu yıldızların sayısı artmış hatta gökte bir takım iblisvari basit semboller belirmiştir. İnsanlar gece uykularından olmuş ve güçsüz ruhların akıl sağlıkları gittikçe kötüye ilerlemiştir(710)
İblis Kumandanları sebebi bilinmeyen bir şekilde Rasil’in üzerinde katatonik halde bulunmaktadır. İlk uyanan Kumandan İnsect Lord of Cold Darkness(İlocd) karanlığın kollarını uzatmak suretiyle güneşi kapamaya çalışmıştır. Kumandanların akılalmaz kuvvetteki doğaları yüzünden uyanma süreçlerinde etrafı kendi diyarlarıymışçasına değiştiriyor ve uyanma tamamlandığında ise etkileri tüm Rasil’i zedeliyordu. Alametlerin doğru analizi sayesinde bu kumandan Rasil’in havasını soğutarak geceleri uzatabilmesine rağmen İllumien’in ışığını kesemeden kahramanlarca durdurulmuştur. Caladon Ailesinin son çocuğu Thevallion Paladini Aranthal Caladon tarafın geri dönüşü olmaksızın yok edilmiştir. Yenilgisi sonrasında bile Rasil’e zarar vermeyi sürdürdü. Birkaç derece düşen hava yüzünden ekinler öldü. Nehirler dondu ve Orjork dağlarının eteğinde bazı bölgelerde yaşam imkansız koşullara erişti. Zamanında göç edemeyen bir çok hayvan ve insan öldü. En son raddesinde güneş günde sadece 2 saat görünür olmuştu ve etkiler mağlubiyet ardından yavaşça tersine dönse de insanlar akıllarını kaçırmanın eşiğine geldi.(710)
Caladon ve grubu daha sonra Cücelerin de desteğiyle büyük bir toplantı ayarlayarak Rasil’in halklarına son savaşın yaklaştığını ve bizzat Abyss’in onları yok etmek için çevrelerini sardığını anlattı. İblis kapıları yanlızca Rasil’i onların damağında kalan bir tat yapmıştı, asıl işgal şimdi başlıyordu. Halklar birleşmeli dinler birleşmeli ve insanlık bu son savaş için tekrar dikilmeliydi.
Fakat böyle olmadı…
Lord of Vengeance’lar vahşi barbarlar misali saldırarak ateşkesi bozmuşlardı bunun ardından Vilatrin’de bir Yüksek Merciler toplantısı yapıldı. Bu toplantıya Kemer’in dev güçlerinin yöneticileri/temsilcileri katılacak ve toplu yok oluşa karşı neler yapılabileceği konuşulacaktı.
Arcanus Hellion yaklaşan kıyameti analiz edip savaş hazırlıklarını hat safhaya getirirken Harkontil’de ki yaşlı büyücüler ile bir takım politik anlaşmazlıklara girmeye başlamışlardı. Harkontil savaş gücünün kendine ait olmasını istiyor ve insan ayağı basabilen şehirlerde büyücülüğün gizemlerinin açık edilmesinden hoşlanmıyordu. Zaten Abyss tehditini diğerlerinin abarttığı kadar büyük görmüyorlar ve eğer isterlerse yok edebileceklerini söylüyorlardı. Elfler ise kendi savaşlarını verdiklerini ve topraklarının kan ağladığını belirttiler. Bu savaşta insanlara destek vermeyecek, kendi metodlarını deneyeceklerdi. İllumien müritleri tarihlerinde hiç görülmedikleri kadar agresiflerdi, patlamaları için ufacık bir kıvılcım yeterliydi. Thevallion maraşeli baş paladin ise kim ne yaparsa yapsın farketmeksizin birleşilmeli ve son savaşa sırtı dik girilmesi taraftarıydı.
Bu şartlar altında hiç bir anlaşmaya varılamadı.
Yeni kumandanın uyanışı daha bir öncekinin etkileri bitmeden başlamıştı. Rasil üzerindeki en ağır ve en büyük yaratık Leviathan uyanırken denizler çalkalanmaya başlamıştı. Buna hazır olan Kardeş dinler ufak da olsa toplam 20.000 kişilik bir orduyu gözden çıkararak yaratığın kalbine yolladı. Ordu yaratığın yüzeye çıkmış sırt dikenlerinden birini parçalayarak içine girdi ve kalbini yok etmek üzere ilerledi. Bu sırada İllumien dininin en kıymetli kişilerinden olan Eladria isimli bir rahibe düğün törenine götürülürken iblisler tarafından saldırıya uğrayarak kaçırıldı. Bu kişi rivayete göre bizzat tanrıçasının soyundan geliyor, onun kanını taşıyor ve nesilden nesile geçen bu kan giderek kuvvetleniyordu. Eladria’nın zincirin sonu olduğuna inanılıyor ve doğuracağı çocuğun tanrıçalarına bir armağan olacağı düşünülüyordu. Bu olay sonucunda İllumien tam anlamıyla aklını kaçırarak ateşler kusmaya başladı. Güneş sarı-beyaz renginden alev kırmızısına büründü. Tanrıçaya gönülden inanan rahibi paladini köylüsü ayırd etmeden her mürit engellenemez ve kontrolsüz güçlere kavuşarak etrafa zarar verdi. İllumien dini isim değiştirerek İllunathei oldu. Amaçları kötülük taşıyan herşeyi ve herkesi ateşle kutsayarak yok etmek haline geldi. Yeni kutsal güçleri ile harmanlanmış bir sefer oluşturdular ve Balgatre’ye yürüyerek orayı yok ettiler. Hemen ardından kaçırılma ile sorumlu tuttukları Narej-Ksah adlı iblis örgütünün gizli karargahlarını tespit edip herbirini yakarak öldürdüler.(711)
Thevallion bu hareketleri Din Kardeşliğine uygun bulmayarak bağlantıyı kesti. Yapılan aksiyonlar iyilik adına olsa da amacından şaşmış nefret hareketleriydi ve yakında teftiş edilmezse bu fanatiklik boyutuna ulaşan yeni din akımı herkese zarar verecekti. İllumien müritleri kendilerine yaptıklarının farkında değildi özelliklede Abyss’e karşı belki zafer kazanabilecekleri bu kritik vakitlerde.
İllunathei ile birlikte Abyss’e karşı savaşılamazdı bu gözü dönmüş müritler tehlikelilerdi. Sona yaklaşılırken Thevallion gene elinden geleni denedi ve Thunder Storm III çağrısını yaptı. İllunathei yanıt vermedi. Onların inanışına göre bu bir sınavdı. Çok ağır bir sınav ve sadece en temiz inananları kurtulabilecekti. Bu bir saha savaşı değildi inanç savaşıydı. Tüm inananları temizlenmek ve inancın onları koruyacağı yeni Rasil’e davet etmek amacıyla Işık Katedraline doğru yola çıktılar. Burayı temizlediler ve laneti kaldırarak yeniden kutsadılar. Sayılı ritüellerinden bir başkası için dualar etmeye başladılar. Hiç bir savaşa yardım etmeye niyetleri yoktu. Ve Thunder Storm III tam yollarının üzerindeydi. Kızıl güneş 700 senedir peşinden takip ettiği Ay’ı izlemeyi bırakmış ve tersi yönde ilerleyerek ona kavuşmaya çalışıyordu. 711 senesinin son günü güneşle ay buluşacaktı.
İnsanlığın bugüne kadar karşılaştığı en büyük düşman geldiğinde tüm güç sahibi taraflar birbirleri ile çatışmaktaydı:
Arcanus Hellion-Harkontil
İllunathei-Thevallion
Elfler ise hiç bir savaşa karışmayıp kendi ritüellerini yapmaktaydılar. 5 elementin efendi Markhul’u ormanın kalbinde birleşti ve baba ağaçtan gökyüzüne yeşil bir ışık hüzmesi gönderdi. Eş zamanlı olarak Sherakh’at kendi ritüellerini yapmakta ve Abyss’in bu dalgalanan halinden yüce efendilerini kurtamak niyetindeydi. Abyss’in içerisinden uçsuz bir yılan Rasil’e saplandı ve daha sonra onun içine akarak kaybodu. Bu sırada Elflerin ritüeli de tamamlanmıştı. Rasil artık gerçek anlamda istila edilmiş ve ilk temas gerçekleşmişti.
Heryer iblis kaynıyor insanlar birbiriyle savaşıyor. Harkontil ile Arcanus Hellion büyünün sınırlarını zorluyor. Güneş Abyssin kollarını ve gövdesini yararak Ay’a ulaşmaya, kız kardeşine kavuşmaya çalışıyordu. İkisi birbirine dokunduğu an herşey bitti.
Kimse tam olarak nasıl olduğunu anlayamasa da insanlar kazanmıştı, Rasil kazanmıştı. Güneş ve Ay’ın tutulduğu o anda üzerlerine iki yıldırım çakmış ve Abyss topyekün parçalanmıştı. 3 devasa parçası Rasil’in üzerine düşerken geri kalan kırıntılar yok oldu. Arcanus Hellion tüm iddalar tersini gösterse de Harkontil’i yaralayabilmiş ama bu süreçte tamamen yok olmuştu. İllumien müritleri ise ritüellerini bitirerek ikinci bir güneş doğurarak kendisini feda etmiş tanrıçalarının yerine koymuşlardı. Artık içinde İllumien olmayan bir güneş ti bu. Gene de bu olmayacak anlamına gelmiyordu. Arkallian ise hak ettiği yere kavuşup Ay’a karısının yanına oturmuştu. Gece göğü zifiri karanlığından koyu lacivert rengine hatta hafif eflatun bir tona bürünmüştü. Ay artık sönük kırmızı biçimde parlıyordu. Dinlerin dönemi bitmişti Thevallion artık yoktu. Paladinlik tamamen sona ermişti. İllumien gitmişti. Arkallian ise hakettiği yeri almasına rağmen ona inanacak müridi kalmamıştı. Rasil bundan sonrası ile ilgilenecek ve bir şekilde üstesinden gelecekti. Avcı artık avlanmıştı ve bundan sonrası güzel görünüyordu.