Fernak Hondil “the wanderer”
Akara bölgesi geniş ve gerek doğal kaynaklar gerekse yaşayan çeşitliliği bakımından çok verimli bir bölgedir. Bunun yanı sıra büyük bölümü kum ile kaplı olan arazisi kurak ve çoraktır.
Bu bölge 0 ila 167 seneleri arasında şu an olduğundan yaklaşık 1.5 kat daha büyük olmasına rağmen yükselen sular sebebi ile bugünki boyutlarına geldi. Üç kuvvetli ırk akara bölgesinin kumlarında ezelden beri vardır ve her biri kendi bölgesine özeldir.
-Atselhuk İmparatorluğu-
Atselhuk uygarlığı, Akara’nın yaşaması en zor olan bölgesi olan Assiah ta kurulmuştur. Çölde yaşayan en gelişmiş toplum haline gelmişler ve bir çok konuda tarihte ilk olan atılımlar yapmışlardır. İmparatorluk arşivlerinin rasil üzerindeki en büyük arşiv olduğu da tarihi kanıtlarda geçmektedir. Bir atselhuk ile bir ova insanı ile neredeyse aynı görünür. Hafif esmer tenileri ve ortalamaya altında boyları vardır. Burunları onları ayırabileceğiniz tek farklılıklarıdır. Tahminen çöle uyum sağlamak adına başkalaşan burunları basıktır. Burun delikleri incecik ve uzundur. Gözleri de daha yayvan ve bol kirpiklidir.
Bu uygarlık 0-245 seneleri arasında hüküm sürmüştür ve yok olmadan önce tahminen Rasil üzerinde bulunan en gelişmiş toplum olmuşlardır. Sanatta, özelikle dokuma ve heykel traşlıkta inanılmaz ürünler vermişlerdir. Kültürleri köklü ve ataerkil bir yapı ile hakimiyetinde şekillenmiştir. Bir tanrı inancı kabul ettikleri tarihi kanıtlarda yoktur lakin hem efsun hem de büyü konusunda ileri oldukları bilindiği için rahipleri veya şaman benzeri din adamları olması kuvvetle muhtemeldir. Adını bilmeden bir yüce tanrıya hizmet ettikleri düşünülmektedir şayet dinlerin yayılımından çok önceye dayanan ibadethaelerine dair yazıtlar vardır.
Çöle böle damga vuracak bir uygarlık kurmak için askeri anlamda çok gelişmiş olmak ve çöle hakim olmak gerekmektedir. Orduları çok kuvvetliydi çünkü Hamop adı verilen soyları tükenmiş dev hayvanları yakalayıp onları savaş binekleri olarak kullanmaktalardı. Bu dev hayvanlar sayesinde birliklerini bir noktadan diğerine baskınlar olmadan güvenle taşırken, kavurucu güneş yada kum canavarlarındanda korunmuş oluyorlardı. Bu tarz iri hayvanları evcilleştirmeleri inandıkları tanrının bir doğa tanrısı olmasını ya da yandaşları arasında bolca druid olmasını gerektirir. Başka hayvanları da avlayıp zehirlerini, kabuklarını kullanıyor ya da avlanma yöntemlerinden savaş stratejileri için esinleniyorlardı. Çölü bozmuyor çöl ile birlikte yaşayan bir uygarlık haline dönüşüyorlardı.
Buraya kadar sanatında gelişmiş, Rasilde bir öncü aynı zamanda doğa ile bütün bir uygarlık olan Atselhuk İmparatorluğu’nun tarihi incelendiğinde sadece bu başarı dolu hikayelerden oluşmadığı görülüyor. Bu toplum inandıkları din adına bolca kıyım ve savaş yapıyordu. Ravaran raporlarına göre savaşta kadın ve çocukların katli görünmese de onları daha sonra kurban etmek için şehirlerine götürüyorlardı.
69 senesinde Haak’ların en büyük lideri HAAK-AN tarafından başkentleri ele geçirilmiştir ve tüm rahipleri parçalanarak kanlarıyla şehir boyanmıştır. Yaklaşık dört sene boyunca başkent ve çevresinde kalan Haak’lar sonunda ikinci şehirlerinden yardıma gelen büyük kumandan ve yanında o zamana kadar gördükleri ilk büyücü ile püskürtülmüş ve başkent geri alınmıştır. Tarihi kayıtlarda büyücü olarak geçen ilk kişi olan jah-valam daha sonra büyük kumandan Tojnakyag ile birlikte başkenti tekrar kurup uygarlığın en büyük imparatoru olmuştur. İlk savaş politikası olarakta yaşanan olayların tekrarlanmaması için Haak ırkına karşı büyük bir savaş başlatmışlardır.
İmparator yönetim süresi boyunca en çok haak toplumu ile savaşmış ve inanılmaz zayihatlar vermiştir. Haak’lar bu soykırımdan çok ucuz kurtulabilmiştir. En başta büyük çöl savaşları ile başlamış fakat zaman geçtikçe sayıları dramatik bir biçimde azalmış olan Haak ırkı, nesiller boyunca yaşanılan kıyım ve ölüm yüzünden birer hayvan gibi sinmiştir. Bir daha asla eski sayılarına ulaşamamış ve kum tepelerinden kaya mağralarına kadar bulabildikleri heryerde saklanarak, sığınarak günümüze kadar hala varlıklarını sürdürebilmişlerdir.
-Haak Kabileleri-
Haak ırkını sarı kum olan her yerde görebilirsiniz. Barbar bir topluluktur çok ilkel araç ve gereçleri vardır. Kendilerine ait bir lisansı bir iletişim biçimleri bile vardır. İlginç bir şekilde dağ ve ova insanlarından çok farklıdırlar hatta bazı literatürlerde insan olarak sınıflandırılmazlar. Tenleri neredeyse kapkaradır ve gözlerinin rengi beyazımsıdır. Denilene göre tarihin başlarında bu kadar vahşi olmayan bu topluluk büyük soykırımdan sonra köşeye sıkışmış bir hayvan gibi tüm silahlarını çıkarmıştır. Şu anda çok tehlikeli olarak addedilirler ve göründükleri yerde onlardan kaçılması önerilir. Bilindiği kadarıyla kabileleri savaşçılar ve şamanlardan oluşur. Şaman ritüelleri enerjisini lyeathtan alıyor olmalı ki tüm bu ritler de kan kullanılır.( bu alışkanlıklarının atselhuk imparatorluğundan kültürel asimülasyon olarak aktarıldığına inanılıyor).
Bir Haak 2.5m den uzundur ki bugüne kadar kayıtlardaki en uzun kişi kabara olan Haak-an’dır, boyu 4.6 metre dir. Kabara, kabile şeflerini dize getirip kendine katan yönetici anlamında kullanılır aynı zamanda çocuk katili olarakta anlamı vardır.
Haak çok kuvvetli bir ırktır çok hızlı koşarlar aynı zamanda sıcağa ve kuma normal bir insandan daha dayanıklıdırlar. Sesleri çok kalındır ve sadece hayvanların duyabildiği bazı seslerde çıkarabilirler. Kültürlerine ve kabilelerine yaklaşmayı deneyen herkese saldırgan davrandıkları bilinir o yüzden haklarındaki bilgi çok azdır. Tildrad rahipleri onların canlarının çok yandığını söylüyorlar. Dillerini anlayan bazı druidler onların kendilerini çölün koruyucuları olarak ilan ettiğini bildirirler.
Atselhuk uygarlığı büyücüler ve araştırmacılar için çok büyük önem taşımaktadır lakin Assiah çok tehlikeli bir bölge olduğu için çalışmalar zorlukla yürütülmektedir. Denilene göre Jah-Valam bir atselhuktur ve başkent tekrar ele geçirildiğinde oraya bir büyücülük kulesi yapmıştır. Bu kule şehirin kutsal taşı olan “yoognas fahrk” (çevirisi hala araştırılıyor)dan bile daha uzundur. Büyücülük ile çölde yenilmez olduklarını dahada kanıtlamışlardır belki ama bu bile yok olmalarını engelleyememiştir.
İmparator Tojnakyag çölü kontrol altına almaya devam ederken Assiah’ın oldukça dışına çıkmış ve Rava ırkı ile karşılaşılaşmıştır. Onlara boyun eğmelerini emreder, Ravalar ise savaşmak istemediklerini fakat boyun eğmeyeceklerini anlatırlar. Özgürlük bir Rava’nın kalbinin atmaya devam etmesini sağlayan şeydir. Ana şehrinden çok uzak olan imparator bu gezginler topluğuna karşı desteksiz bir savaşa girmiş ama buna rağmen savaşı kazanıp esirler alarak şehre getirmiştir.
Bu şekilde onyıllarca devam eden gerilla savaşlarında bir çok rava kervanı esir düşüyor. İmparator Rava halkını çok kullanılabilir buluyor. Esaret altında iken dirençleri neredeyse tamamen kırılan halk uysal köleler olarak hizmet ediyor ve erken yaşta ölüyorlar. Bu esaret dönemi halk için hem dini hemde insani bir işkence olarak tarihi kayıtlara yansıyor.
Toplumlarının köleleştirilmesine ve ruhani liderleri olan Rauni’lere yapılan bu hakarete dayanamayan Ashama’lar toplanıp imparatorluğun sınır şehirlerine saldırıyor ama başarısız oluyorlar. Esir kardeşlerini kurtaramayacaklarını anlayınca Rava halkı zor bir karar alıyor. Zaten bir toplum olarak asla birleşemeyeceklerinin bilincinde oldukları için bu savaşlara ve esaretlere karşı tek yol olarak imparator ile anlaşmaya karar veriyorlar. Bir çok Ashama bu kararı onaylamadığı için kervanı ile kaçabildiği kadar uzağa gidiyor. İmparatora anlaşma talep edildikten sonra görüşmeler elçiler sayesinde sürmüş. Acı çeken ve bir çok yakınını kaybeden halk bu zülmün bitmesi için ona yalvarmış ve tüm mal varlıklarını önermişler. İmparator tahminen bu savaşların ordusunu yorduğunu düşünerek köleliğin yasalaştırılması için onlara bir anlaşma sunmuş. Eğer her Rauni için yüz erkek işçi verirlerse bu kadınların serbest bırakılacağını ayrıca kervanlarında şehirler arasında denetlenerek ticaret yapabileceğini söylüyor. Rava kayıtlarına göre anlaşma kabul ediliyor ve beşyüz erkek imparatorluk askerlerine teslim ediliyor. Bu Rava tarihinde birilerinin kendi isteği ile esareti kabul ettiği ilk ve tek olaydır. İmparator Tojnakyag halkın yaptığı bu zorunlu fedakarlığı umursamıyor ve anlaşmaya uymayarak sadece raunilerden ikisini geri veriyor. Köleleri de ibret olsun diye beyaz kum bölgesinde çalıştırıyor.
Rava halkını bir amaç uğruna birleştirebilecek tek şey dinleridir. En bilge Rauniler kervanlarını bırakıp toplanarak dinlerine yapılan bu nankörlüğün cezasını vermek adına imparatorun üzerine görülmüş en meşum laneti salıyor.
“Kuju kazıp yaptığın kaleler, teptiğin tepeler boşa olsun! Çölün dipsizliği emeklerini yutsun! Aldığın canlar, döktüğün kanlar; ailene, halkına, topraklarına musallat olsun! Her biri kuja karışıp başından aşağı boşalsın! Beyaz kujun bağırına gönderdiğin işçileri öldüren akreplerin zehirleri damarlarını kurutsun! Assiah’ın acımasız rüzgarları vücutlarınızı çürüyünceye kadar tekrar tekrar dövsün! Ne Raviel’in usul ışığını ne de tacının görkemli parıltısını birdaha asla göremeyin! Dizlerinizin üzerindeki yakarışınız gırtlaklarınız kujla dolana kadar dinmesin!”
ve bu kadim toplum bir daha dönmemek üzere yok oluyor.