Fernak Hondil “the wanderer”
Kara ufuk ya da elem kader olarak bilinen sözün tercümesi gerçekten çok zordur. Araştırmalar bu konuda gerçekten çok kısıtlı ve bu konuyu özellikle zor kılan şey ise bir çok rauni’nin bu olay hakkında konuşmak istememesidir. Bilgi peşinde adım adım aşılan bu yol beni Ebrahal adındaki yerin yakınlarına kadar götürdü.
Ebrahal Raviel adına kurulmuş bir geniş bir ibadet bölgesidir. Burası bir şehir kadar büyüktür. İçerisinde onlarca rahip, hizmetkarlar, katipler ve yeminli savaşçılar yaşar. Akrahman adındaki başrahip bu şehri kurmuş ve yıkılışına kadar yöneticiliğini yapmıştır. Buraya girmemin mümkün olmadığını herkes yol boyunca söyledi, tahminen otuzlu yıllarda kurulan bu şehir yapımından kısa bir süre sonra lanetlenmiş ve olabildiğince boşaltılmıştır. Olabildiğince denmesinin sebebi şehrin bir soykırımdan geçmiş olmasıdır ve çok az kişi bundan kaçabilmiştir. Akrep Kral takma ismini kullanan aşırı kudretli bir markhul tarafından saldırıya uğrayan müritler vahşice katledilmiştir. Daha sonrasında bu alan lanetlenmiş ve davetsiz ziyaretçileri kaçırmıştır. Amacım her ne kadar içeri girmekte olsa şu an dışarıdan araştırmalarımı devam ettirmek zorundayım.
Önemli bir din kişisi, bilge aynı zamanda Ravielin bilinen tek başrahibi ünvanını taşıyan Akrahman’a olanlar konusunda herhangi bir tartışma söz konusu değil. Kendisi Akrep Kral tarafından bizzat öldürülmüş ve oturduğu tahtına sabitlenmiştir. Fakat diğer önemli din kişilerine neler olduğu konusunda kesin bilgiler elde etmek zor, bir tanesi hariç. Khemir Naktazhaab. Bu adam hakkında şimdiye kadar edindiğim bilgileri toplandığında bu adamın okuduğu lanet çok önemli bir yerde duruyor. Bu rahip tahminen efendisi başrahip Akrahmanı bırakmamış ve onunla birlikte savaşarak ölmüş. Fakat ölmeden önce kendisine okuduğu lanet gerçekten özel ve eşi benzeri görülmemiş. Tahminlerim gittikçe korkunçlaşıyor. Bu adamın lanetinin amacı ve kullandığı kelimeler ona ayrı bir amaç biçiyor. Bu kelimeleri herhangi bir şekilde kağıda dökmekten çekinmekteyim fakat çıkarımım şu yöndedir. Bu rahipin kendini adamışlığı çok büyük bir raddededir ve efendisine ölümden sonrada bir şekilde hizmet etmek istemektedir. Kara Ufuk konsepti burada devreye giriyor. Kara Ufuk bir yer. Gidecek yeri olmayan ve ceza çeken ruhların, ibadetsizlerin hapis kaldığı bir yerdir. Lanetlenmiş ruhlar ölümden sonra bile acı ve ızdırap çekebilsin diye var olan bir yerdir. Temelleri bilinmemektedir fakat Ebrahalde bir kutsal kitap var ise kesinlikle dinin “cehennem”i diye adlandırılan bu yer hakkında bilgi bulunmalıdır. Rahip Naktazhaab bu lanet ile birlikte kendini öldükten sonra buraya kesin bir şekilde geri dönmemek üzere mahkum etmiştir. Fakat bu şekilde ayrıca orada bir güç elde ettiğini düşünmekteyim. Efendisine bu kaybolmuş diyarda hizmetlerine devam etmekte ve onun için bu çok önemli bir güç. Kara Ufuk yüzyıllar boyunca bir takım lanetler sebebiyle esir düşmüş binlerce ruhu barındırıyor olmalı ve bu adam orada bir mahkum değil bir efendi, belki bir umut, belki bir işkenceci. Tek bilinen şey ona karşı olan korkunun kültüre net bir şekilde yansıdığı ve işinin ehli neredeyse her rauni’nin onu tanıdığıdır. Bu da gücünün o diyar ile sınırlı kalmadığı ve belirli şartlarda bu diyarı hala etkileyebildiği anlamına gelebilir. Korku bilgelik yolunda karşınıza çıkabilecek en sinsi engeldir. Onu yok sayanlar değil kabul edip aşabilenler ölümlü bedenleri çürümeden önce belki birkaç adım daha atabilirler. Bir sonraki cilt serinin son kitabı olacaktır. Yürümeye devam edin.
Fernak Hondil “The Wanderer”