Başlangıcı ve yaratıcısı bilenmeyen bir diyarda daha bilinen yaşam kendi kıtlığı ve tekdüzeliğiyle yeni yeni yeşermeye başlamışken bir grup varlık kendilerini düşünürken buldu. Bu topluluk bizim bildiğimiz insani ihtiyaçlardan kendilerini sıyırmıştı, üstünlükleri ancak ve ancak yaratımın gizemleriyle boy ölçüşebilirdi. Eşit ve özgürdüler. Yaratmak onlar için düşünmek kadar kolaydı fakat hayal gücünden mahrumdular fakat daha önemlisi bir varlıklarına anlam biçecek bir uğura sahip değildiler. Bu toplumun her hangi bir düzende bir eşleniği yoktu, onları tehdit edecek yada kısıtlayacak bir varlık bulunmuyordu, bir dinleri, bir öğretileri, bir yönetim biçimleri de yoktu, onlar sadece vardılar ve üstündüler. Bu mahrumiyetler onları, kendi aralarında düşünerek birbirlerini geliştirmeye ve en sonunda da tüm efsanelerini başlatan o yanlışı bulmaya itti.
“Biz varlığın ve yaratımın son haliyiz, biz üstünüz, bizim mükemmelliğimiz tartışılmaz ve bakidir, yaratımın bizden önceki veya sonraki her ürünü bize bakıp erişilmesi gerekileni anlamalı çünkü biz ilkiz ve sonsuzuz. Düzen bize eşsizlikle buluştu ve bu ilelebet devam edecektir, olması gerekende budur.”
Bu ideoloji toplumun varlık sorgulamasına yeterli bir cevaptı. Onlar vardı çünkü olmaları gerekiyordu. Fakat bu muhteşem toplumun uzun süre boyunca üretkenliğe dair tek verdiği ürün buydu. Zaman aktıkça vahim bir olay gerçekleşti. Sebebi hala bilinmese toplum için bir kirlenme olarak adlandırıldı. Aralarından bir tanesi bu fikri geliştirmek yerine ona karşı çıktı ve bu haklı gerçek içeriği gözetilmeksizin ortaya çıkışıyla dahi kendini kanıtladı.
“Bizler üstünüz fakat mükemmel değiliz ve sonsuz hiç değiliz. Eğer öyle olsaydık ben bunları asla tahayyül edemezdim. Eşitlik ve özgürlük asla bir arada olamaz çünkü ben farklıyım, sizle eşitsem özgür değilim, özgür isem de sizle eşit değilim. Bu bize varlığımızın sebebini bulmakta yeni ve doğru bir yol gösterecek.”
Bu düşünce toplumun genel kesimlerince anlaşılamadı ve şu an ilk günah olarak bilinen kibir hayat bulmuş oldu. Üretkenliğin olmadığı bu toplumda karşıt fikirlerden oluşan bu karmaşa bir çok yeniliğe vesile olmuştu. Fakat kendilerini mükemmel ilan ederek varlık sorgularını hiçbir dış kaynak yada yol gösterici olmadan bulmak kibirden başka bir şey olamazdı. Bu karşıtlık giderek büyüdü ve toplumu bir kopuşa sürüklemeye başladı.
Yaratım artık meyvelerini daha bonkör vermeye başlamıştı, bu yaşam bolluğu onlara yeni bir gaye verdi. Diğer alt varlıkları izleyerek onların davranışlarına isimler bulma vasıtasıyla bir takım kuramlara ulaştılar. Erdemleri onları izleyerek ve tartışarak icat ettiler yada keşfettiler. Acaba bu erdemler vardı ve en sonunda her üstün varlık bunları bir noktada keşif mi edecekti? Yoksa erdemlerin temelleri bu varlıkların tartışmaları sonucunda mı ortaya çıkmıştı? Hangisinin hakikat olduğunu onlarda sorgulamış fakat sonucun önemli olmadığına karar vermişlerdir. Bu alçak gönüllülük ilk ideolojiyi kabul eden kısmın aydınlanmasında ve fikirlerinin buna göre şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. İzlenimleri sırasında bu erdemlere ulaşmalarındaki genel hissiyat ise sorumluluktur. Mükemmel olmak ya da çok üstün olmak diğer varlıkları izlemekten öteye geçmeliydi. Bu lütuflar değiştirmek, eğitmek, korumak ve yol göstermek için kullanılmalıydı.
Bu sorumluluk Celerus u oluşturdu. Celerus ilk fikrin ya en bilge takipçisi ya da bizzat yaratıcısıydı. Onun ve tüm toplumun ismini lekeleyen kibir iftirasını her yönüyle düşünüp kısmen haklı bulmuş ve bir reform yapmıştır.
“Biz üstün varlıklar sahip olduğumuz bu kutsal lütfu kabul ederek erdemler sayesinde kibirden arındık. Kendimize bir amaç edindik. İlk olarak kendi düştüğümüz bu duruma başkaları düşmemelidir. Erdemler, kibir ve benzeri ilerde var olmasını ön gördüğümüz düşüncelere terstir. Erdemlere ulaşılmalıdır ve bizde ulaşmış varlıklar olarak sorumluluğumuz bunu yaygın ve baki kılmaya çalışmaktır.”
Tüm bu reforma rağmen kibir iftirasını ortaya atan varlık tatmin olmamıştı. Celerus ve onun düşüncesine inanlar hala kibirliydi. Onlara diğer ırklardan farklı olmadıklarını gösterecekti, kendisi bunun düpedüz kanıtıydı. Onlara erdemlerin bir bütün olunabilecek olgular olmadığını ispatlayacaktı, bunun için gereken metot onların kuralları ne ise tersi karşıtı olacaktı. Bu yüzden en akla gelmeyecek şey başladı. Savaş.
Erdemler ya vahşice yok edilecek -sırf yapılabileceği ispatlansın diye- ya da kendilerini savunup doğru olduklarını kanıtlayacaklardı. Günahlar o kadar çiğ ve iğrençti ki sadece etkili değil aynı zamanda bulaşıcıydılar. Günahlara karşı savaşmak kazanılabilecek bir savaş değildi fakat mücadele gerekli ve etkiliydi. Varlıklar benimsedikleri olgular ile şekillendi ve değiştiler, birbirlerinin tam zıttı hale büründüler, diyarları bu olgularla ayak uydurdu. Bir zamanlar yok olmayı akıllarına bile getiremeyen bu varlıklar artık birbirlerine karşı bir varlık mücadelesi veriyorlardı.
Celerus cennete sahip oldu, farklı dillerde bir çok çevirisi vardır kendi lisanlarında karşılığı ise Enn di. Karşıt taraf ise cehennemi üstlendi, Varr. Savaş, zaman ne denli uzunsa o denli sürecekti, zamanla Enn bunu fark etti. En başta kendileri haklı olduğu için haksız olanları yeneceklerini sanmışlardı fakat onları yenmenin tek yolu onlar gibi olmaktı, erdemlerin kaybedilerek savaşın kazanılması Enn’in kaybettiği anlamına geliyordu. Celerus’a göre yeterli süre geçtikten sonra Varr haksızlığı sebebiyle kendi kendini yok ederek zaten ortadan kalkacaktı. Varr ise saldırılarının bir sonuca ulaşmayacağını düşünmüyordu. Öyle yöntemler bulacaktı ki en sonunda dirençleri kırılacaktı, çünkü bu erdemler olmasa da bu varlıklar çürümeye açıktı, onlar sadece varlardı, üstündüler ve bunu ne kadar alçalabileceklerini göstermek için kullanacaklardı.
Savaş Enn ve Varr arasında devam ederken ayrı bir koldan savaş tüm diyarlar üzerine sıçramış durumdaydı. Aktif olarak birbirlerine üstünlük sağlayamayan taraflar, diğer alt varlıkları elçiler ve vaatler vasıtasıyla kendi taraflarına geçip tüm yaratılışı kapsayan dev bir stratejiye geçiş yapmışlardı. Bu alt varlıklar tanımadıkları fikirleri benimseyip dış güçlerin yontması ile birbirlerine düşmanlaştı fakat onların savaşları daha küçük çapta olmasına rağmen sonlu idi, bazı yerlerde Enn bazı yerlerde ise Varr kazandı, bazı diyarlar bu fikirleri önemsemedi bazıları ise onlara tanrılar misali taptı.
Celerus’a göre her diyar kaybedilse ve Enn’in her bucağı yok olsa bile, bir tek kendisi kalsa bile savaş kaybedilmemiş ve umut hala bakidir. Karşıtı ise tek bir alt varlığın bile yaşadığı içsel kargaşanın sonucunun, bu tüm yaratımı kapsayan savaşın galip gelinebileceği fikrindeydi. Enn kendini korudu ve bozulma ihtimalini engelledi fakat pasifleşti, Varr ise bireyler üzerindeki inatçılığı ve vaatlerinin alt varlıklara göre cezbi sayesinde yayıldı güçlendi. Ta ki bir gün gelip çok güçlenene kadar.
Varr’ın sahibi yok oldu çünkü artık erdemlere karşı olan bu yanlış fikirleri onu içten içe çürütüp güç ile yok etmişti. Varr kendi içinde savaşa girdi diyar farklı hükümdarların hak iddiasıyla bölündü. Bu düzensizlik kuvvetli bir kaos yarattı ve işte o zaman bilmedikleri bir güç ile karşılaştılar. Abyss bu yüksek enerjiyi ve kaosun dengesizliğini sezip bu varlıkların soylarını bitirmek için gelmişti. Varr iç savaşına rağmen çok büyük bir tepki ile bu iblisleri geri püskürttü. Diğer diyarlardaki elçileri bağımsızlık ilan ederken Enn’de bir yandan bu çöküşü vakur bir biçimde izliyordu. Varr giderek hüküm kaybediyordu ama sonunda yeni bir hükümdar geldi, Asmodeus büyük bir dikta ile geldi ve topladığı güçler ile abyssi geri püskürtmeyi başardı. Bu vakitten sonra Varr ile Enn arasında hiçbir gerçekleşmedi, Asmodeus, Celerus tarafından asla gerçek bir hükümdar yada karşıt olarak tanınmadı, o alt bir varlıktı, fakat son sözleri şunlardı.
“Hak etmediğiniz erdemlerle kendinizi olduğunuzdan yüksek gördüğünüz gibi, sizden alt varlıklara da sanki kendiniz hakikate ulaşabilmişçesine bu olguları aşılamaya çalışıyorsunuz. Sizin yolunuzda ilerleyip kendini daha sonra günahlar içinde kaybedenler iradesiz ve zayıf sayılıyor, sözde mükemmelliğimize rağmen bizim başaramadığımızı onlardan bekleme cahilliğindesiniz ve buna rağmen hala yıkılmadığınız için kendinizi haklı sanıyorsunuz. Bu savaş biterken, erdemlerinizin birer birer kendi içine çöktüğünü görmekle kalmayacaksınız aynı zamanda bu yenilgini tatmanızın alt bir varlık tarafından mümkün kılındığını fark edeceksiniz.”
Kötülük ve günahlar
Günahlar özgürlüğüne ve ruhuna sahip her varlığın rastlayacağı olgulardır. Yaratım sırası tanımazlar, sürdürülebilmeleri için diğer olguların reddedilmesine ihtiyaç duymazlar ve bakidirler. Kötülük ise günah vebalidir. Günahlar seçim şansı tanır, bilgeliğin sadece tek bir sonuca varan tekdüze bir yolculuk olmadığını gösterir. Günahlar, erdemlerin aksine amaç değil araçtır. Erdemler beraberinde korkaklığı ve pasifliği getirir. Erdemlere ulaşmış, onlara sahip olan varlıkların başka hiçbir şey yapmalarına gerek yoktur onlar için yolculuk bitmiştir, artık onlar doğru ve tamdır. Karşıt olduklarını iddia ettikleri günahlara karşı savaşmak bile erdemleri bozabilir. Bu sadece üstünlerin hakkıyla sahip olabileceği erdemler sözde haklılıklarına rağmen, o düşük, alt varlıkların günahlarına karşı bir zafer kazanamamışlar onu yitip gitmesini sağlayamamışlardır. Erdemlere ulaşan ve onları ilk anlayan Celerus’un bu olgulara ulaşmadan önce farkında bile olmadan sahip olduğu günah şu an bile Enn de kendini sürdürmektedir. Reformlar ile kendilerini sanki bir maharetmiş gibi aklamaya çalışan Celerus günahların bakiliğini kabul etmeyerek ve esaret altındaki görüşlerini diğer diyarlara yayarak yaptığını fark edince artık savaş çoktan bitmiş olacak. Fakat Enn’in hep belirttiği gibi aydınlanmanın geçi yoktur.
Bu özgürlüklere sahip olmak herkesin cüret edebileceği bir eylem değildir. Günahların yolunu seçen kişiler amaçlarına ulaşırken daha kesin ve emindirler fakat bunun bedeli kötülüktür. Kötülük öğreticidir, tehlikelidir, kontrol edilemez. Bu vesile ile elenen kişilere kendini öğretir ve onları güçlendirir. Kötülük yaratır, üretir, hiçbir yaratıcının başaramadığına o kadirdir, kendi içinden kendini daha kudretli biçimde doğurur ve en önemlisi de doğmak için tek ihtiyacı olan şey, özgür yaratılmış ve ruhu olan bir varlıktır. Kötülük direnir, yok olur, dirilir, kendini sindirirken ayın zamanda pekiştirir. Kurallara sahip olabilir ama onlara ihtiyacı yoktur, şekil değiştirir, ayak uydurur, çekinmez. İtaat edilmesi, örnek alınması gerekilen bir tarafı yoktur, yalanlara ihtiyacı yoktur, varlığının acımasız gerçekliğine şahit olmak yeterlidir.